Diyorum ya, seçim atmosferinden bıktık… Yeminle, ben bıktım… Ancak tabii seçimler ister istemez bazı konulardaki çirkinlikleri açığa çıkarıp sorun tespiti yapmamızı da sağlamıyor değil… Dolayısıyla birkaç husus var ki, ben bunları birer dilek olarak evrene gönderdim; gitti… Bu isteklerimin hayırlısıyla bir an önce gerçekleşeceği günler diliyorum.

Aslında isteklerim yani gerçekleşmesini istediğim değişiklikler aşağıda sıraladıklarımdan daha çok tabii. Ancak hepsini yazmaya sayfalar yetmez! Okuyacak olanlara da yazık, değil mi? En iyisi en çok istediklerimi sıralayayım ben…

Her Önüne Gelen Yerel Gazete Açamamalı

Efendim, değişmesi gereken en önemli şeylerden biri gazeteciliğin halihazırda düşmüş bulunduğu seviye… Yerlerde sürünüyor. Artık Türkçe kalitesini, imla kurallarını, vesaireyi geçtim; kişiliksizlik, yalakalık, belediye hazır haberciliği ile gazetecilik yaptığını sanmak, yandaşlık, sübjektiflik, fitnecilik, toplum mühendisliği had safhada ve kimsenin bu kalitesizliğe ses çıkardığı yok. Her önüne gelenin gazete açmasına izin verilmediği seviyeli günlerin bir an önce gelmesini diliyorum. Ve burada faaliyet gösteren basın emekçilerinin de grafikçi, temizlikçi gibi statüler ile değil, gerçekten gazeteci olarak sigortalandıkları günlerin de…

Yöre Dernekleri Sadece Kültürel Faaliyetler İçinde Bulunmalı

Yöre dernekleri bırakın siyasetin arka bahçesi olmayı, ön bahçesi konumuna getirildiler ve bunu da dernekçiler ve siyasetçiler el ele başardılar. Bana göre, yöre dernekleri sadece kültürel anlamda faaliyet göstermeli. Siyasetçi hiçbir kimlik buralarda yönetici olamamalı… Poposuna siyasi bir koltuk edinebilmek için yöre derneklerinde görev almak için mücadele etme devri bitmeli… Ve eğer bu şekilde devam ederse, elimde yetki olsa, ben hepsini kapatırım… Belediye içinde veya devlet eliyle kaymakamlık çatısı altında bir yöre kültürü birimi oluşturur ve yöre temsilcilerinden oluşan bir kurulun bu alanda faaliyet göstermelerini sağlarım… Bu şekilde “boktan olsun ama benim adamım olsun” devri de kapanır, tüm milleti kucaklamaktan aciz olup yöreciliğe sığınan siyasetçi kafasının makamlarda fuzuli yer işgal etmesi de engellenmiş olur.

Muhtarlıklar Erkek Tekelinden Çıkmalı

Muhtarlıklara daha çok kadın eli değmeli… Bu seçimde kadın adaylar sanki daha çok gibi… Ancak en son bir tanesinin seçim broşürünü gördüğümde üzülmedim ve de kızmadım değil… Hanımefendi, Yaradan’ın kendisine bir kadın olarak bahşettiği bir kadın, bir anne olmak suretiyle herkesi kucaklayabilme kapasitesini göz ardı etmiş ve yöre kimliğini özellikle vurgulayarak, oy talebinde bulunmuştu bu broşürde.

Ey kadınlar, siyasetin rengini güzelleştirecek olan sizlersiniz! Siz, bu konuda yanlış yapan kafaların taş devrinden kalma uygulamalarını takip etmeyin; farklı olun, çığır açın… Biz de size güvenelim de, oy verelim.

Daha Fazla Yeşil

Beykozluyum ancak yurt dışına gittiğimde (ki, en son Viyana’da başıma geldi) ve orada şehir merkezinin içinde bulunan parklara girdiğimde, sanki çöldeki bedeviler gibi ağzımın suyu akar… Neden? Çünkü her ne kadar bir Beykozlu olarak yeşil bir ilçede yaşıyor olsam da, evimin kapısından dışarı adım attığımda park ve bahçe yoksunluğu yaşarım… O nedenle de daha çok ve bakımlı yeşil alanlar hayal ediyorum… Her mahallede en az bir tane güzel bir park olmalı. Bu parkın içinde oyun alanları dışında özellikle kadınların yürüyüş yapabilecekleri yürüyüş parkurları bulunmalı…

Yeşil demişken, AKP’li belediyelerin meydan düzenleme anlayışı artık kesinlikle bir son bulmalı. Zira bu anlayışta beton bir zemin ve bankların konuşlandırıldığı ağaçsız alanlar var… Ağaç kardeşim, ağaç… Gölge… Yeşil…

Bir Anne Çocuğunun Kendisinden Önce Ölmesini İster mi?

İster… Evet, ister. Eğer çocuğu engelli bir birey ise ve dolayısıyla kendi başının çaresine bakamıyor ise…  Ve o anne, “Ben öldükten sonra çocuğuma ne olacak?” korkusu yaşıyor ise… Hayalim, Türkiye’nin her ilçesinde o ilçede yaşayan engelli ailelerinin vefatlarının ardından engelli çocuklarına sahip çıkacak bakım evlerinin olması… Ve bu özel insanların bu evlerde yaşamları boyu güven içinde yaşamlarını sürdürebilmeleri…

Depremde gökkubbeye mi ışınlanacağız?

Deprem konusu hep hassasiyetim olmuştur. Bu konuda kendi ilçe belediyemi eleştirir çok yazı yazdım. Ancak tınnn! Deprem ve daha geniş anlamda da doğal afetler ile ilgili olarak “adam” gibi çalışmaların yapılmasını istiyorum… Aksi takdirde, olası bir afet durumunda göğe yükseltilmekten başka bir muradımız olamayacak. E, bizi havada asılı yaşatacak bir teknoloji de olmadığına göre!

Dediğim gibi, hayaller çok… Çok da…

Biz yine de çıkalım kerevetlerine…

Saygı ile kalın! Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyor ise:=)

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here