Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Bu ‘gün’, Türk kadınları için, tarihten gelen sömürgeci dünya düzeninin saldırı ve baskılarına, yarattığı acılara maruz kalmış, gerici bağnaz zihniyet  ile mücadele etmiş ve halen etmekte olması nedeniyle ayrı bir anlam ifade etmeli…

Kadın sorunlarını kadın – erkek cinsiyet ayrımında çerçeveleyen dar bir düşünce perspektifinden değil, dünyada ve bölgemizde gelişen siyasi, ekonomik, sosyal gelişmeler karşısındaki geldiği durumu gözleyerek bilinçlenerek değerlendirmek ve çözüm yollarını dile getirerek eylemlerde bulunmak zorundayız.

Ne yazık ki böyle günler tüketim ekonomisi için iyi bir fırsata dönüşmekte, indirim, hediye, eğlence toplum nezdinde sorunların üzerini zarif bir kadın şalı gibi örtüvermektedir.

Şiddet, tecavüz, öldürülme, kayıt dışı çalıştırılma, giydiği kıyafetinden attığı kahkahaya, siyasi otoriteye kadar uzanan eleştirme hakkını bulma, sokakta otobüste giysi yüzünden çıkan arbede, aşiret feodalitenin çocuk ve kadına yönelik namlusu,  küçük yaşta evlendirilme ve küçük yaşta anne olma, satılma, fuhuşa zorlanma, kuma gitme, 4+4+4 yasasıyla kızların eğitimden uzaklaştırılması bizim ellerin acıları sorunları değil midir?

Yalnız ülkemizde değil, emperyalist saldırının içinde acı ile kavrulan ülkelerde kadını erkeği çocuğu ile birlikte onurlu, huzurlu, hür ve bağımsız yaşamın yolunu açacak iradeye inanca birliğe ve azme ihtiyaç vardır.

Bu güç 100 yıl önce sahip olduğumuz vatan topraklarında yeşerdi büyüdü. Emeğine sahip çıkmak için önce toprağına bütünlüğüne sahip çıkmanın bilinci ile şahlandı Türk kadını. Toprağını, bağımsızlığını, Milli benliğini, kimliğini elinden almak isteyen dünya zorba güçlerinin karşısında sessiz, tepkisiz kalmakla ve bundan da acısı, kendilerini ve sinsi ideolojilerini barış, demokrasi, insan hakları uygulayıcısı, kontrolörü gibi süslü ambalaj içerisinde sunan bu zorba güçlerin dolaylı ya da dolaysız yollardan sözcülüğünü yaparak ateşe odun atanlar bilmelidirler ki  savundukları kadın erkek eşitliği, kadın hakları, sosyal ve siyasal alanda söz sahibi olma, ekonomik hayatta erkeklerle eşit haklara sahip olma, fırsat eşitliği gibi taleplerine de asla tam olarak kavuşamayacaklardır.

Bunun en çarpıcı kanıtı, en kirli haliyle Ortadoğu coğrafyasında tüm dünyanın gözleri önünde yıllardır yaşanmaktadır.
ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra 2003-2010 yılları arasında 4bin Iraklı genç kadın ve kız çocuğu bir anda kaybolmuş, 3330 u tecavüze uğramış, 1200 ü doğum yapmış, 1830 ‘u zorla kürtaj olmuş, 120 si işkence altında öldürülmüştür.

Suriye ve Iraktan  yurtlarını terk edip ülkemize ve pek çok ülkeye kaçan milyonlarca kadın “Eşitlik istiyoruz”! Diye mi bağırıyor acaba? Yoksa Filistin’de 90 yıldır yaşadıkları Siyonizm ülküsü saldırıları altında inim inim inleyen kadınlar mı bağırıyor “Kadın erkek eşitliği ya da yaşasın emekçi kadınlar günü diye?! Ya Hocalı katliamındaki cansız kadın ve çocukların yaşama hakları? Balkanlarda adları, dilleri, dinleri üzerinden asimile edilen soydaşlarımızı unuttuk mu?

Tıpkı maden göçüğü altında kalan madencinin feryadı gibi değil mi? “Sesim geliyor mu?”

Toprağınız, bağımsızlığınız, birliğiniz yoksa insan hakkı da yoktur ki kadın hakkı olsun…
“Kadına şiddete hayır”!  Diye meydanlarda bağırırken ağzının suları akarak tahakküm kurmaya çalışan zorbaların ve maşalarının yarattığı şiddeti görmezden gelerek mi hak savunulup hak alınacaktır?

Aslında tam da bu kadın düşmanlarıyla ortak zihniyettir.

Yeni dünya düzeni içinde yerini alacak olan kadın yeni dünyanın sömürgeci aktörleri tarafından da çeşitli yöntemlerle biçimlendirilecektir.

Üretimin olmadığı, tüketime endekslenmiş, yabancı yozlaşmış kültürle her yeni doğan aşıyı yemiş, yabancı formatlı TV programlarıyla programlanmış olan kadınlar ancak kendilerine biçilen özel günlerde fakat bu ortamda da asla kazanımda bulunamayacakları eşitlik, hak, adalet, şiddete hayır nidalarıyla, yürümeye devam edeceklerdir.

Toprağını işleyemeyen, işlese de satacağı şeker pamuk fabrikası bulamayacak olan köy kadını, çok uluslu sermayelerin altında yaşam mücadelesi veren esnaf kadın, küçük atölye sahibi üretici kadın, yeni dünya düzeninin neoliberalizmin çarklarının işlediği ve normlarının dayatıldığı  büyük şirket çalışanı eğitimli kadın da dahil olmak üzere belirlenen biçilen haklar çerçevesinde ömürlerini tüketirler. Buna alıştırılırlar…

Bunlara karşı koymak, milli devleti ayakta tutan unsurları savunmakta olan kadınları ” militarist devlet düzeninin belirlediği ve birbirini destekleyen anaç, şefkatli, besleyen, kendine atfedilen rolleri benimsemiş kadın modeli” olarak tanımlayan ve kadın sorunlarına salt cinsiyet ayrımı perspektifinden bakan kolektif kadın örgütleri bulunduğumuz coğrafyada ve zulmün içinde kafasını kuma gömmüş deve kuşu gibidirler.

Buradan hareketle, dünya üzerinde en güncel en yakıcı en somut haliyle vücut bulan, zulme yakalanmış ulusların kadınları ile biraraya geliyoruz. 10 Mart 2018 Cumartesi günü Ankara’da ABD Emperyalizmine ve İsrail Siyonizmine Karşı  Batı Asya Kadın Buluşması olarak tarihe not düşeceğiz.

Misak-i Milli sınırlarımızı güvence altında tutmak için savaşan Mehmetçiğimize destek olmak ve bölgede barışı sağlamak için kadın dayanışmasına köprü olmak tarihi bir atılımdır.

Filistin adına Filistin Kadın Konfederasyonu Başkanı İNTİZAR AL WAZİR
Azerbaycan adına  TBB Türk dili konuşan Avukatlar Komisyonu Üyesi Av. SAİDE ERKMEN
İran adına Zeynep Şayrak DAMAR
KKTC adına Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Sekreteri GÖNÜL KALYON
Türkiye adına Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel başkanı Dr. Canan ARITMAN’ın hazır bulunacakları toplantıyı
2017 De yılın Cumhuriyet Kadını seçilen Türkiye’nin ilk kadın orkestra şefi İnci Özdil yönetecek.
Toplantı sonunda sonuç bildirgesi tüm temsilcilerle ortak akılla hazırlanacak.

Ve diyeceğiz ki “kadınlar dünyayı değiştirecek”…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here