Geçtiğimiz cumartesi günü mutlu ama yorgun, çalışmadan çıkıyorum… Malum en son çıkanım. Böyle olunca ilk çıkan öğrenciyle aramda on dakika olabiliyor. İlk gözüme çarpan, hemen kapının önündeki çınar ağacının etrafındaki banka  oturmuş küçük kuzum Zeynebim… Bir kitap var elinde ve inanılmaz mutlu okuyor adeta yaşıyor. İçim coştu. Adeta kendime geldim diyecektim ki… Onun adına üzülmeye başladım. Şimdi nereden çıktı bu? Çıktı işte.

Aslında günlerdir çelişkiler içindeyim. Kimim neyim ne yapıyor ve niye yapıyorum… Bu soruların cevapları kafamı meşgul etmeye başladı. Eskiden daha kolay cevaplarını verebiliyorken zorlandığımı fark ettim. Zeynebim ve onlar adına üzülmeye başladım…

Heyecanlı sevgi dolu ve pek mutlular. Peki ama ya sonrası?  Onların o gözlerindeki pırıltıyı, o muhteşem gülümsemeyi silmeden büyütebilecek miyiz?  Umutsuzum…

Nerede yanlış yapıyoruz, neyi eksik bırakıyoruz? Herkes sırası gelince ya da sırayı kaparak konuşuyor. En sevdiğimiz iş konuşmak… Konu ne olursa olsun konuşabilen insanları içeren ender bir toplumuz. Çıkarcıyız… Gerçekleri çarpıtıp işimize geldiği şekilde yorumlayabiliyoruz… Bencil egoist ve narsistiz.  Elbette ki pek çok insanı tenzih ederim ama herkes sıyrılsa bile tamamının yerine beni koyun. Ben de ‘Kızım sana söylüyorum, Gelinim sen anla’ tarzında anlatırım.

N’apıyoruz biz çocuklarımıza arkadaşlar?Hepiniz ‘nası yani’… şeklinde bakıyorsunuz ve e, ne yapıyorsak onların hayatlarına katkı olsun diye yapıyoruz…  sığınma-kaçışına hazırsınız. Onların hayatına katkı olduğuna kim karar verdi?  Tüm uzmanların, bilim insanlarının , eğitimcilerin görüşlerine açığım. Saygı duyup duymadığım ne ve niçin söylediklerine bağlı… Sen kimden yanasın derseniz ben çocuktan yanayım. Neden derseniz ki sinirli bakışlarla soruyorsunuz hissediyorum, ben çocuğum arkadaş… Yaşım altmış beş olsa da ben çocuğum. Otuz iken de, ve on iki yahut kırk iki iken de çocuktum görev ve sorumluluklarım yetişkin olmamı gerektirdiği anda  yetişkin oldum sonra çocukluğa geri döndüm. Çünkü samimi, art niyetten uzak, duru ve  yaratıcı olmanın yolu hatta ne istediğini bilmenin yolu çocuk olmaktan geçiyor. Peki yetişkin olduğun halde çocuk gibi düşünebilmek, davranabilmek nasıl mümkün olabiliyor?? Gayet basit efendim… Empati çocukluğunuzu hatırlayın ama samimi bir şekilde…  Öyle yasak savarmış gibi olmasın. Şartlar sizi yaşlandırdıysa bilin ki yaşlandırmak yerine çocukluğunuzun üstünü örtmüştür. Yani bir tür kabuk bağlamıştır çocukluğunuz… Çıkın. Okurken ben büyüğüm yahu diye fazlaca sık kafanız karışıyorsa  o zaman bırakın okumayın hatta yırtıp atın kağıtları sayfayı kapatın.

Benimleyseniz sorulara daha doğrusu olaylara göz atalım…

Çocukları okula gönderiyoruz, pazartesi salı çarşamba perşembe cuma ve pek çok okulda başladı cumartesi… Pazar kurs sosyal faaliyet temizlik hazırlık yatış ve pazartesi sonra aynı şeyleri tekrar… Haydii yeniden pazartesi ve sonra yine…

Erken yatırıp kaldırdınız diyelim, sabahın körü yerine gün ağarınca yola düştü diyelim, servisle o kadar saat yol gitmedi diyelim, okulda çevrede  her yerde suratsız selamsız insanlarla karşılaşmadı diyelim. Peki çocuğun ruhunu nasıl dinlendirecek onaracağız? Ruhuna da n’oldu ki diyorsanız… demeyin. Biliyorum söze şöyle başlıyorsunuz…

– Seni evden iki saat uzak okula sırf iyiliğin için gönderiyoruz… Büyüyünce bizi anlayacaksın.

-Bak ayrıca hem baskete hem yüzmeye gönderiyoruz.

– İngilizce kursunu  hangi arkadaşın buluyor? sen surat asıyorsun…

– Akşamları yarım saat bilgisayar iznin de var daha ne istiyorsun…

-Telefon dedin onu da değiştirdik. İnan benim maaşımın iki katı o telefon…

– Dur az daha unutuyordum… Gitar kursu? beğendiğin gitarı da aldık ama yoruldum gidemeyeceğim dedin…

-Hayır saçlarının kesimine sen karar veremezsin, Öyle de bakma dövme yaptıramayacağını biliyorsun.

Gerçekten böyle mi diy… İnanmıyorum.

Sustum. Zaten kafam da karıştı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here