“Hisseli Harikalar Kumpanyası açıyor, perdesini açıyor! “

Ne güzel bir müziği vardı müzikalin, yıllar sonra bile insanın diline dolanıveren ve unutulmaz oyuncuları ile geçmişe özlemlerimizi depreştiren.

Yavanlığın hüküm sürdüğü ve teknolojinin donattığı ve hatta kapladığı yaşamda her gün belli dozlarda duyu organlarına nüfuz ettirilen bu naylon eğlencelikler, bireyin kendi sanal dünyasında hapsolup gelişiminin önünü tıkamaktadır yudum yudum.

Gelişimini sürdüremeyen, düşünme, sezgi, imgeleme, estetik bakış; yaşamı, olayları, sorunları yorumlayıp süzgeçten geçirirken hangi yeti ile hangi sonuçlara varacak? Ya da istenilen sonuçlara vardırılacak?

Daha açık açıklamak gerekirse, tüketime kodlatılmış bireye topluma, onu yükseltecek donatıyı oluşturmak yerine, geçici, gündelik, sabun köpüğü imalatları en basit haliyle algılayabilecek biçimde kucağına verirsen istenilen kıvamı elde etmiş olursun. Şüphe duygusunu körelterek “bak doğru söylüyor “ dedirtirsin. Görüldüğü gibi bu durum, pek çok kesimin işine gelebilir.

İşte. Tiyatronun insanın doğuştan gelen bazı yetilerini geliştirerek açık denizlere hazırlamada en hızlı etkiyi sağlayabilecek bir bilinçlenme aracı olduğunu düşünebiliriz. Hal böyle iken, tiyatronun sanat için mi, para için mi, ya da hepsi için mi yapıldığı tartışmaları süregelmiştir.

Bir tiyatro ya da sinema eserinde senaryo mu önemlidir, yönetmen mi, oyuncular mı? Sorusuna bir iki siyasetçinin ve siyasetçi eşlerinin ‘izleyici rolü’ ile yani sıfatı ile katılımı tiyatronun bu tartışmada bizatihi imgeleme yetisini dumura uğratabilir.

Basınımızdan anlaşıldığı üzere tiyatro oyunu, bu dört beş çok önemli!!! İzleyicinin basına kamuoyuna sergilenmesi istenen görüntünün örüntüsü üzerine kurgulanmıştır.

Figürasyon mu konfigürasyon mu?

Bu durum, yıllar önce Ahmet Mithat Efendi de yıllar önce oynanan ‘Socrates’in Son Gecesi ‘ oyununda iki karakterle başlayıp devam eden oyuna üçüncü kişi olan Socrates’in karısının girmesiyle temponun yükselmesini anımsattı. Eşler nelere muktedirmiş!

İzlence ile barışı tesis edeceklermiş. Kendi deyimleri ile Suriye ve Türkiye’deki şiddet ortamı sebebiyle barış, eşitlik, yan yana diz dize vs. vs. vs.

“Şiddet ortamı? “

Tartışma programlarında saatlerce ‘neden birlikte izlemeye gittiler’? Meşguliyetine biçare sahne suflesidir “barış” sözcüğü.

Bir devletin toprak bütünlüğünü, vatandaşlarının can güvenliğini korumak için mücadele eden askerine, polisine, görev yapan öğretmenine, yabancıların silahlandırmalarıyla, paralandırmasıyla, uyuşturucu ticareti ile varlığını sürdürüp kurşun sıkmak bomba atmak ne zamandan beri karşılıklı şiddet ortamı oluyor?

Bu yolla barışı tesis etmeye hizmet ettiğinizi iddia ediyorsanız Beyaz Saray’a turneye gitmeniz de isabetli olur.

 

 

 

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here