Tarih boyunca; doğu ülkeleri ile batı ülkeleri arasında; bilim, kültür, ekonomik ve sosyal yaşam farkı olmuştur.

Orta çağ öncesi; doğu uygarlığı batının önündedir ki, bunun en canlı kanıtı ‘’İPEK YOLU’’. Dokumacılık, başta olmak üzere; kağıt, pusula, barut, savaş araç ve gereçleri ve hatta ’’PARA’’. Parayı ilk bulan uygarlık Lidyalılar diye yazsa da; tarih, kaynaklarında; Çinliler: sıkıştırılmış küçük boylarda tuz kalıplarını ‘’TRAMPA’’ kullanarak, para yerine takas şeklinde ticareti daha aktif hale getirmişlerdir.

Dünyayı ilk keşfeden de: İskender’dir. Batı uygarlığını doğuya, doğunun uygarlığını da batıya, İskender’in komutanları taşır. Yunan, Roma, Pers, Hindistan, Çin ve Mısır medeniyetlerinin karışımından; ‘’HELENİZM’’ doğar ki, rönesansın ve bugünkü çağdaşlığın da anasıdır. Günümüzün, sorunlar yumağı olan; savaşların, etniksel ve mezhepler çatışmaların bitmediği, kadınların köle niyeti ile satıldığı, açlığın ve sefaletin diz boyu olduğu 124 peygamberin geldiği Kenan Ülkesi ve Arap yarımadası; Uzakdoğu ne de batı kültürü ile kaynaşmamış. Allah ve din adına; Fetih Savaşları ve saldırıları ile petrolün sanayide kullanıma başlayıncaya dek varlıklarını sürdürmüşler, kabile yaşamından, ulusal devlet yaşamına geçmemişler.

Hala da; özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin olduğu, kadınların sosyal hayatta yer almadığı sosyal yaşama ve çağdaş düzene geçmemiştir. Orta Çağda da; batı ülkelerinde; kilise ve engizisyon, halkı, tanrıyı kullanarak, hem sömürür hem de engizisyonlarda inim inim inletir. Orta Çağ; Rönesans ve günümüzde ise, Arabistan, İran, Afganistan, Pakistan gibi daha radikal İslami ülkelerde zaman zaman çağ dışı sistemleri anlatan haberleri de okuyoruz.

—————-

Dinin siyasete karıştığı ülkelerde demokrasiden, sanattan, bilimden ve insan haklarından söz edilemez. Bunları söylediğinizde, mutlaka karşı çıkanlar olacaktır. Ne var ki; ben, düşünen, sorgulayan toplumlardan söz ediyorum. Ezberci toplum farkına varamaz bunun. Öyle yetiştiriliyor, o düzenin insanı olması için. İyi bir çağdaş eğitimden söz ediyorum aynı zamanda.

Bu ülkelerin olması halkları; yokluk sefalet içinde yaşarken; kralları, devlet başkanları, şeyhleri ve tarikatların, cemaatlerin mollaları lüks ve büyük varlıklara, (servetlere) sahipler.

Günümüz Sudan Devlet Başkanı; El Beşir, görevden alındığında, milyar dolarları zimmetine geçirdiğini basından izliyoruz. Mısır, Sudan, Irak, Arabistan, Libya, Tunus vb. Tüm bu İslam ülkelerinin liderleri, zimmetlerine büyük para geçirmeleri; halka zulüm ve ülkelerini kalkındırmadıkları, dini kullanarak; sınıf kavgaları çıkardıkları için, görevden alındılar. Ceza aldılar.

————

16 Haziran ‘’Tarihi Buluşma’’ TV programını ilgi ile izledi tüm Türkiye. İstanbul Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu; bir zarftan çıkan dört pusulanın, üçü doğru, biri nasıl hileli (çalma-hırsızlık) olur derken, kendi hakkını savundu. Sayın Binali Yıldırım; ‘’YSK’nın kararı’’ demekle; ne İmamoğlu’nun ne de TV’de seyircileri ikna edemedi. Çünkü YSK’nın 250 sayfalık raporunda; İmamoğlu: ‘’Çalma-hırsızlıktan söz eden bir açıklama yok.’’ diye açıklamıştı.

——

15 Temmuz FETÖ’nün ihanetinden; nedense, açıklamaya pek gidilmezken, İstanbul Belediyesi’nin tarikat ve cemaatlere yapılan yardımı; Sayın Binali yararından, çok çok faydalarından bahsederek, tarikat ve cemaatlere sahip çıkılması gereğinin mesajlarını iletmeye çalıştı.

———-

‘’FETÖ IRMAĞINI’’ besleyen; dereler ve çaylar; ülkedeki çeşitli isimlere anılan cemaat ve tarikatlarıdır. Başta İstanbul Belediyesi ve ülkedeki kurum ve kuruluşların; tarikatlara cemaatlere kurban derilerine kadar yapılan yardımları cemaatleri ayakta tutar.

İmamoğlu: İstanbul Belediyesi’nin parasını; ihaleler yolu ile tarikat ve cemaatlere yedirmeyeceğini; belediyenin asıl görevi kamu hizmetleri olup, öğrencileri, kadınları, çok fakir halkın sorunları ile ilgileneceğini, İstanbul’un çağdaş bir yönetime ihtiyacının olduğunu vurgulamakla; oturumun çıtasını yükseltti.

—-

Açık oturumu yöneten İsmail Küçükkaya ahım şahım bir yönetici görüntüsü vermese de fazla hatalar da yapmadı.

İki hatip de; Binali Bey, sakin, biraz sıkkın ve gergindi. Güvensiz, rakibinin haklı olduğunu, bir oyun dahi başkan olmak için yeterli olacağını bilen kişi. Sanki bir baskı gereği buraya geldim (partinin) duruşu izleyiciyi etkiledi kanısındayım. Bence; kavgacı, iddialı, inatçı olmadığı için iyi bir puan aldı.

İmamoğlu’nun; özgürlükçü, kardeşlik duygularını pekiştiren, barışçı yanı çok alkışlandı. Halkı kucaklayıcı, dar gelirliyi, bilhassa kadınları, çocukları, öğrencilere ayırdığı zaman, dikkatleri çekecek nitelikte olup, İstanbul sevdasını daha güçlü daha sıcak ve daha da inandırıcı; yürekten söylediğini gördüm, hissettim ve inandım.

Umarım, 23 Haziran seçiminde, İstanbul seçmeni sağduyulu olarak sandıkta gereken oyu mantıkla ölçüsünde kullanırlar. Kazanan, İstanbul, kazanan demokrasi, kazanan Türkiye olmalı…

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here