Hepsi aynı, tek tip… Ruh yok, zevk yok… Sorsan, Avrupa bizi her alanda kıskanıyor. Oysa git o “kıskanç” ülkelere; büyük şehirlerin ortasındaki yeşil alanları gör, dibin düşer… Yarabbi, bu Akepe zihniyetinin meydan anlayışı ne zaman medenileşecek? Bence hiçbir zaman. Zihniyet bu zira… Üsküdar’da sahil genişletildi mâlumunuz… İyi, güzel… İyi güzel de, bu belediyelerin “meydan” anlayışı neden beton dökmek üzerine? Beton dökmenin doktorasını yapıp üstüne bir de ordinaryus profesörlük almış gibi hepsi mübarek. Oysa şehir merkezinin dışında birkaç mesire alanı açmak ile olmuyor bu işler, şehir parkları yapacaksın, düzenlediğin o meydanları yeşillendireceksin… Adamlar meydan yapıyor, bakıyorsun sadece iki üç cılız ağaç; gölgelenecek bir yer yok. Mavi gri ile buluşuyor, yeşil ile değil… Oysa dikin ağaçları şehir merkezinin ortasına hem kaçış olsun insanlara, hem temiz hava, hem emsin lanet şehir gürültüsünü… Drakula’nın sarımsaktan (!) korkması misali korkuyorlar sanki ağaçtan… Bu ne zihniyettir Yarabbi?

 Aklımız mı, vicdanımız mı? Neyimiz hür?

Cumhuriyet, “aklı hür, vicdanı hür nesiller” yetiştirmek amacıyla çıktı yola… Gelgelelim, şöyle bir çevremize baktığımızda göreceğiz ki, bugün erk sahibi yöneticileri (vesaire vesaire…) eleştiren sıradan vatandaş bile, fırsatını bulsa, kavanozu öyle güzel yalayacak ki! Hatta parmağıyla değil, avucuyla! En “Müslümanı” da, en devrimci”si de kendi çapında çalma, çırpma, hile, hurda, akraba- dost kayırma ama en çok da kendi selâmetinin derdinde… Ne acı!

İnsanların eleştirdikleri bir konudaki samimiyet derecelerini anlamak için onlara olanaklar verip bu olanaklar içinde nasıl davrandıklarına bakmak gerek… Yani bal kavanozunu koyacaksın önüne. Gerçekten ilkeli bir insan mı değil mi, o bal kavanozunu yanına koyunca anlarsın… Şahsın bu kavanoz ile arasındaki muhabbetin derecesi, turnusol kâğıdı gibi gerçek rengini de ortaya çıkaracaktır…

Öyle uzaktan kükremek ile olmuyor bu işler… Düzelme, en alttaki insandan başlar… Önce lâyık olacağız ki, talep etmeye de hakkımız olacak… Sen lâyık olursan, yöneticilerin de, hukukçun da, hastanedeki memurun da, polisin de, doktorun da, sokağını temizleyen çöpçün de, zabıtan da, gazetecin de, hastan da, velin de, tüccarın da doğru olacak, adam gibi adam nesiller de yetişecektir zaten. Olmazsa olmaz çürükler de bu kalitenin içinde eriyip gidecektir.  Aksi bir durumda ise çürüklerin arasında eriyip gidecek olan kalitenin kendisidir.

Anlayacağınız çoğumuz menfaat veya “dokunmayan yılan” dürtülerimiz dolayısıyla hür değiliz, ne aklen ne vicdanen. Hür olmadığımız müddetçe de eğriyi değiştiremeyiz. Mustafa Kemal Atatürk, aklı, vicdanı ve irfanı hür nesilleri bu yüzden istemişti oysaki… Ne yazık ki biz öyle olmadığımız müddetçe iplerimiz ayak takımından birilerinin elinde olacak ve manyaklar yönetiyor olmaya devam edecek bu dünyayı; içine ederek…

Aklı ve vicdanı hür şekilde coşkuyla kutlanacak nice 29 Ekimlere…

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here