02.12.2017 Cumartesi günü, saat 16 suları Beşiktaş – Üsküdar arası teknedeyiz. Denizde rüzgarın etkisiyle, hafif dalgalar, teknemizi beşik gibi sallarken; üç yağız renkli delikanlılar, ellerinde tef, darbuka ve klarnetle; yüksek ve coşkulu sesle “İzmir Marşı”nı söylemeye başladı. Teknedeki; kadınlı erkekli tüm yolcular; genç müzisyenlere; alkışlarla eşlik ederken, marşı bende eşlik ederek söyledim. Heyecan son noktada, karşımda oturan 25-30 yaşlarında ki türbanlı hanımda aynı coşku, aynı heyecanla “İzmir Marşı”nı ve arkasından, Gençlik Marşını söyledi. Elinde tefi olan genç, teknede yolcuların yanlarına uğradığında, yolcular geniş tefin içine bozuk veya kağıt paraları içinden gelen sevgi ile bırakıyorlardı. Bizim yanımıza geldiğinde genç hanım hazırlığını yapmıştı önceden.

Tefin ortasına, ayağa kalkıp nezaketle kağıt bir para bıraktı. Hepimiz sanki bu müzisyen gençlere para vermekte yarış halindeydik. Arkasından “Gençlik Marşı”. Aynı heyecan, aynı duygu ile tekne yürüyen bir opera binasına döndü. Gençler bu işte usta olmalı ki; tekne, Üsküdar iskelesine yaklaştığında müziği bitirdiler. Ve ben; genç hanıma ; – Beni çok duygulandırdınız ve de çok mutlu ettiniz Hanımefendi. Tahmin etmediğim bir düşünce ve hareket yarattınız. Televizyonlarda başında; türbanlı hanımların Cumhuriyette ve Atatürk’e karşı yakışıksız tavırlar sergilerken, Siz coşku içindeydiniz ve çok mutluydunuz…

-Olur mu beyefendi. Bu ülke hepimizin Atatürk’ün bu ülkeye ve kadınlara yaptıklarını görmemek, hem ülkemize, hem de biz kadınlara ihanettir. Biz Atatürk sayesinde ayağa kalktık. Onun sayesinde bu toplumda varlığımız hissedildi.

Tekne iskeleye yanaşmıştı. Artık o nazik ulusalcı hanımdan da vedalaşmak zamanı çoktan gelmişti. Karşılıklı, saygı ifadeli selamlarla tekneden inip, o karınca yürüyüşlü kalabalığın ortasında kaybolup gittik.

***

Üsküdar – Beykoz halk otobüsüne bindiğimde, hala teknedeki coşkulu müziğin ve insanların heyecanını üzerimden atmamış olmalım ki; Kurtuluş Savaşında; emeği geçen, kadın kahramanlarımız; Halide Edip Adıvar, Nene Hatun, battaniyesine top mermiyi sardığı için kağnısında donarak ölen Kastamonulu Şerife Bacı’yı, Aydın’ın işgalinde küpelerini satarak tüfek alıp, Yörük Ali Efe’ye karışan, Çete Emir Ayşe’yi; kocası ile dağa çıkan, düşmanla çarpışan Kuvvayeci Gördesli Makbule’yi, saçlarını kazıtıp erkek kılığında kuvvacı Halim Çavuş’u(Halimeyi) Antepli Yirik Fatma’yı, Adana’da İstiklal mücadelesi veren Yörük Emine’yi,  düşman işbirliği yapan oğlunu köyün ortasında öldürdükten sonra dağa çıkan Domaniçli Habibe’yi, sırtında cepheye cephane taşıyan, Satı Çırpan’ı ve aynı zamanda ilk kadın milletvekili seçilen, 18 kadından birisi ve daha ismi bu sayfaları dolduracak Kuvvayi Milliyeci kadınlarımız. Askerlerimize, iç çamaşırı diken, çorap ören adsız kahramanlarımız, gözümün önünden şerit gibi geçerken, kadınlarımızın; her zaman erkeklerinin yanından ayrılmadığını, erkeklerin başarısında da Anadolu Türk kadınlarının, her sahada emeği olduğunu, bugünkü duygularımla harmanladım.

Türk kadınının, Ata’sının izinden ayrılmayacağına inandığımı; teknedeki türbanlı Hanımefendi’den yüreklenerek yazıyorum.

Bu kısa tekne anısı; kafamdaki İnci Küpeli Kız tablosunun yanına, Kırmızı Türbanlı püfür püfür ulusalcı bir Türk kadını tablosunu yerleştirdi. Teşekkürler, Kırmızı Türbanlı Hanımefendi !….

 

 

 

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here