Merhaba benim güzel meleğim;

Sen, içime ilk düştüğün anda hissetmiştim seni. Uyandım ve oradaydın bildiğim. Kimseye söylemedim. Senin için ne çok dua etmiştim. Babana bile söylemedim geldiğini. Sadece bir histin. Sonra bir gün:

-Merhaba anne, ben buradayım.

Dedin. Başkalarından duyduklarım gibiydi bana ilk merhaba değişin. Başımı döndürmüştü gelişin. Midem alt üst olmuştu, istifra etmiştim. Evet, bunu yapan sendin. Ben biliyordum ama bu dünyada bazen bildiğini, hissettiğini söylemek yetmez bebeğim. İspat etmek için yapılması gerekenler vardır. Tuttuk doktorun yolunu… Kanım mısın? Kuruntum mu? Yapıldı tahliller… Koyulduk beklemeye… Ne eller rahat duruyor, ne gözler… Bir konuşuyor bir susuyor diller… Hop oturuyor hop kalkıyor yürekler… Derken o bembeyaz kâğıdın üstünde kanıtlanıyor varlığın, kanatlanıyor varlığım.

-Hoş geldin bebeğim!

Hayatımız zordaydı biraz. Öyle karışık bir zaman, öyle büyük bir çıkmazdı yaşanan. Çok sevindim ve oldukça endişeliydim.  Sana iyi bakabilecek miydim? Öyle habersiz geldin ki dünyama… Sen benim ilk bebeğimdin daha… Umudumu kestiğim en büyük hayalimdin aslında… Tarifi zor duygular içindeydim.  Candan Erçetin’in şarkısını söylüyordum sana, henüz duymasan da…

-Canım mısın sen? Benim misin sen? Hoş geldin bebek! Sefalar getirdin.

Ya gelmeseydin? Yetişemeseydin? Ne yapardım ben? Sensiz kalırdım.

Sonsuz endişemin yanında sonsuz bir huzurdun. Kalbinin ilk atışını duyduğum, umudum, biricik yavrum.  Kız mısın? Erkek mi? Henüz bilmiyordum ama adını bile koymuştum.  Sonra bir şey oldu, ben hiç bilmedim; Kız mısın? Erkek mi? Hiç önemi yoktu ki, sağlıklı olman kâfiydi.

Ne oldu bebeğim?

Orada mısın?

Neredesin bebeğim? Seni hissedemiyorum. Gittin mi? Gitme? Lütfen, Bırakma anneni! Seni çok seviyorum. Biliyorsun değil mi? Vazgeçme benden, lütfen? Ben senden hala vazgeçmedim. Neden gittin? Seni kucağımda tutamadan, o mis kokunu duyamadan, gözlerinin içine bakamadan kayıp gittin. Annemin tüm çocuklarına söylediği ninniyi mırıldanacaktım sana, sallarken ayağımda:

-Yuvada yavru kuş ninni

Erkenden uyumuş ninni

Yum artık güzel gözlerini ninni

Minicik yavrum ninni…

 

Rüzgârlar fısıldar ninni

Gözünde uyku var ninni

Yum artık güzel gözlerini ninni

Minicik yavrum ninni

Gözlerini henüz açmadın ki bu dünyaya?

Kalbin, kalbinin sesini duyamaz oldum. ‘Ne oldu?’ dedim. Eks oldu dedi kadın:

-Hadi, hadi kalk, giyin. Çabuk ol biraz. Ölmüş işte…

Bu kaba kadına cevap bile veremedim bebeğim. Gözlerim yerinden çıkarcasına yandı. Seni içimden söküp aldılar. Ne bir mezarın, ne bir mezar taşın var.

Ben seni kalbime gömdüm. Toprağın da taşın da kefenin de çiçeklerin de benim gönlüm. Gözyaşlarım suluyor seni… Sen benim biriciğim. Sen benim;

Cennetteki sevgili bebeğim!

Her anneler günü zor geçiyor bana. İnsan çoğu şeye alışıyor da bazen olmuyor. Duaların duyulmadığı bir zamanda takılıp kaldım. Kendi annemi sevdiğim kadar severdin beni değil mi?

Sen gideli çok oldu bebeğim.

Aklım hep sende…

İyi bir yerde olduğunu biliyorum. Beni beklediğini biliyorum. Bir gün sen ve ben sonsuzlukta buluşup kucaklaşacağız. Sarılıp koklaşacağız. Belki ağlayacağız içli, içli… Sonra da her şeyi, onca acıyı, yokluğu unutup güleceğiz. O gün anneler günü ve çocuk bayramlarını bir çırpıda yaşayacağız. İnanıyor musun buna? Ben inanıyorum bebeğim. Yoksa ne kıymeti var? Her şey yalan demektir.

Sakın umudunu kaybetme. Ben senden vazgeçmedim hala… Ne olur, sen de benden vazgeçme…

Bebeği cennette, kendi dünyada olan bir anne…

Anneler, şimdi lütfen gidin ve yavrunuzu kucaklayın. Onu sevin, koruyun ve kollayın.

Ve siz evlatlar, şimdi lütfen gidip annenizi kucaklayın. Onu sayın, koruyun ve kollayın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here