Kimbilir belki bütün madenci çocukları aynı şeyi hissediyordur.

Sevinmek ile üzülmek arasında gidip gelmek bir anda.

Kapıdan belirdiği anda gözüne ilk çarpan, bembeyaz maden tozu bulanmış saçları, giysileri ile, güneşten kararmış yüzü ve yaralı damarlı ellerine küçük kızın yüreği burkulur.

“Çok yorgun”

Her gün gördüğü bu tozlu saçları ve yorgun elleri kanıksamaz. İçi hep burkulur her “babam geldi” diye seslenirken…

Omuzlarında ağır yük var gibidir. Belki taşıdığı bu yük onu bu kadar sabırlı, merhametli, alçak gönüllü ve bilge yapmıştır?

Nasıl olsa o bilir, o yapabilir. ‘Arkandaki dağ gibidir’.

Büyüdükçe daha çok anlarsın. Dağın gölgesini, rüzgarları yakalayışını, göğüsleyişini.

Rüzgarı yakalayabilir miydin? Küçük ellerinle siper edebilir miydin?

‘Dağ’ olmasa tutunabilir miydin kolay kolay?

Mücadele etmeyi öğrenmek kolay olur muydu rüzgarlarla?

Büyüdükçe ve dalgalandıkça?

Dağın eteğinde olmasan?

Oysa, onun dağı çok erken güneşin ardında kalmış…

Şimdi ise bir fırtına kopmuş. İki küçük kızın dağını güneşin ardına hapsetmiş.

Daha pek çok rüzgarı birlikte göğüslemeyi öğreneceklerken…

Dağın eteğinde yürümeyi, koşmayı, şarkı söylemeyi, keşif yapmayı, yanlışı doğruyu, hayatı öğreneceklerken…

Omuzunda gezmenin, düşmeyeceğini bilerek güvenmeyi öğreneceklerken…

Şimdi bu fırtınayı nasıl göğüsleyecek nasıl göğüsleteceksin?

“ Bana dağımı getir! “ diyen küçük kıza dağ olabilecek misin? Onun heybetine bürünebilecek misin?

Bu, uzun güçlü bir rüzgardır. Kah kalkar koşarsın kah yere çalar. Çünkü heybetli bir dağ yoktur artık fidanların arkasında.

Ama, bu rüzgarların en büyüğünü göğüslemek zorunda kaldıkları içindir ki, onlar da heybetli birer ‘dağ’ olacaklardır.

Babalar güvenlidir. Dağ gibidir. Ne yaparsan yap dağını yitirmiş çocuklara o heybetle görünmek çok zordur.

Hala arkamızda bizi sarmalayan babalarımızın verdiği güçle, sevgiyle

Ve

Güneşin ardında kalmış o dağlara hasretimizle yürüyoruz

Bu alemde…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here