Büyük olaylar, büyük adamlar her zaman çıkmaz. Peygamberlerin ve büyük liderlerin gelişinde; mutlaka bir sebep olacaktır. İskender, Sezar, Napolyon ve Mustafa Kemal’i; büyük sancıları olan olaylar yaratmış ve tarihe kazandırmıştır. Mustafa Kemal, Osmanlı’nın küllerinden doğan; “Zümrüdü Anka Kuşumuzdur.” Biz bilemedik, bin yılın değerini maalesef.

Edebiyatımızda; atasözleri ve deyimlerimiz vardır sahibi bilinmeyen sözlere, genelde; “atasözü” deriz. Bunların çoğu ünlü kişiler ve liderlere ait olduğu gibi, sıradan insanlar ve çocuklarında eserleri yok değildir.

Sezar’ın; “Geldim, gördüm, yendim”, İskender’in; “Bir dünyada iki güneş olmaz”, Pers kralını kastederek, Napolyon’un; “Para, para, para”, Hitler’in; “Dünya’yı tanrı değil, Almanlar yönetecektir.”, Socrat’ın; “Bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir.” Diyojen; “Gölge etme güneşime, başka ihsan istemem” der İskender’e. Arşimet; “Evreka, evreka, Buldum, buldum” … der. Sevgili okurlarım; tarih bilimi büyük düşünürler ve büyük liderlere borçludur.

Bizim liderlerimizin sözleri de az değildir. Altı yüz yıllık Osmanlı Padişahlarımızdan, sadece Kanuni’nin; “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.” Yere göğe sığdıramadığımız, 36 cihan padişahı dediğimiz kişilerin, halkı yönlendirecek sözlerine rastlamıyoruz. Niçin mi? Osmanlı kendi halkından 600 sene kopuk yaşadı. Sarayda devşirme paşaları ise, yalı ve kasırlarda yaşarken; Anadolu halkı per perişan yemeğe ekmeği zor buluyordu. Her şey Mustafa Kemal ve Cumhuriyetle başlar. Demokrasi, insan hakları, aydınlanma. Tüm devrimlerini Mustafa Kemal altı okun içinde başlıklarla anlatır. Devlet kurumlarında, günlük yaşamımızı tayin eden adalet, hukuk, kardeşlik, eşitlik sözleri ise her girdiğimiz devlet dairesinde, bize güven veren şefkatli kelimelerinde yazılıdır. “Adalet mülkün temelidir.” “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” “Yurtta barış, dünya da barış” “ Ne mutlu Türk’üm diyene” “Türk, öğün, çalış, güven” gibi, altın değerinde bu sözler, devleti ayakta tutan yapının harçlarıdır.

100.yılını kutladığımız 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, “Ya istiklal, ya ölüm” Ulusal bağımsızlık adına söylediği günün parolasıdır. Ve de, Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş projesidir.  Yedi düveli dize getiren, dağılmış; sonradan toplanan, yarısı sivillerden oluşan “Kuvayı Milliye” ile başarı kazanan, yarı sivil orduyu çelikleştiren, ayak bastığı yeri tekrar vatan yapan orduya: “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri” diyen lider, sadece bu gezegende Türk ulusuna nasip oldu.

EKREM ABİ 

           31 Mart seçimlerinin sonuçları ve YSK’nın aynı zarftan çıkan üç çeşit oyu geçerli, sadece Büyükşehir Belediye Başkanlığı oyunu iptal etmesi, İstanbul halkının, hukukçuların ve sanatkarların da büyük tepkisini çekti. Niçin mi? Aynı zarftan çıkan oy pusulalarının; sadece dörtte biri hatalı. Aklın ve mantığın alamayacağı hukuk devletinde; hukukun çiğnendiği ve de bahanesi olamayacak verilen bir kararın sonucu olmasıdır.   

            İşte bu hatalı kararın; yazımın ilk paragrafında anlatmaya çalıştığım, büyük yanlışlıkların sonucu, büyük olayların olacağı ve de büyük liderlerin çıkmasına sebep, günleri de beraberinde getireceğini anlatmaya çalıştım. Çünkü, Tarih biliminin konusu budur. Ve tarihte böyle yazar.

İşte, Ekrem İmamoğlu efsanesinin yaratılmasında YSK’nın hatalı kararları vardır.

YSK’nın hatalı kararına rağmen, yine aynı azim ve kararlılıkla; nezaketini bozmadan, güler yüzlülüğü, barışçı yanı ve söylemleri ile kendini sokağa attı. Halk mazlumdan yana olup, hatta AKP’liyim diyen seçmenler bile, Ekrem İmamoğlu’na sahip çıktı. Ekrem, küçüklerin ve gençlerin “ABİ”si, yaşlıların oğlu, Pazar esnafının ve sokaktaki, parklardaki halkın arkadaşı, yoldaşı umudu oldu. Ekrem, korumasız, polissiz, halka dokunmak, halkla kucaklaşmaktan zevk aldı. Liseli genç BERKAY; Bakırköy’de Ekrem’in arabasının peşinden ayrılmadı, koşarak takip etti, izledi. Ekrem’in arabasının ön camına ellerini vurarak: “HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK EKREM ABİ” Ekrem’de şaşırır, bu sihirli söze: “Ne diyor bu genç” diye. Etrafına sorar ama; artık o sevgi ve mutluluk dolu sihirli söz: aynı anda sevinç çığlıkları ile, işaret fişeği gibi patlar. Bu pozitif enerji yüklü söz; on binlerin, yüz binlerin, milyonların, sevinci umudu olur. Aynı anda, cep telefonları ile görüntülü, sesli olarak İstanbul’u aşar ve ülke de; insanların umudu haline gelir. UMUTLARIN SLOGANI OLUR.

“Sen artık, bu şehrin, gelecekte de ülkenin umudu ve kurtarıcısı olacaksın.” dedi sanki. Ve her şey birden değişti. Işıklı, güneşli, aydınlık gün doğdu İstanbul’un üstüne.

Yazımın başında; küçük çocuklarında büyük sözler edeceğini söylemiştim. Andersen masallarından, günümüze kadar gelen kraldan korkmayan, küçük bir çocuğun, kalabalığın içinden fırlayıp; “KRAL ÇIPLAK” diye bağırması, kraldan korkan halkı da harekete geçirir. Halk korkuyu yenerek, gülmeye ve kralın çıplak olduğunu söyleme cesaretini bulur. Genç BERKAY’ın “Her şey çok güzel olacak Ekrem Abi” sözü, muhalefetinde üzerindeki ölü toprağını atmış oldu.

BERKAY’ın sözü, tişörtlere, şapkalara yazıldı. Tüm internet sayfalarında, cep telefonlarında, günün ve ayın sembolik selamlaşma sözü haline geldi. İstanbul Valiliği yasaklasa da; İç İşleri Bakanlığı; “Bizim haberimiz dışında” demekle yetindi.

Düşünce ve söz hürriyetinin özgür olduğu bir ülke de; İç İşleri bakanı; doğru karar vermiş oluyor. Etik olanı da bu.

İzmir, gavur İzmir’di. Şimdi de İstanbul, Yunanlı oldu Ekrem’e oy verdiği için. Aferin sana Berkay. Özgürlük, barış ve kardeşliğe sahip çıkman ve dik duruşunla bizleri onurlandırdın.

Sizler oldukça; “Her şey çok güzel olacak Ekrem Abi” sözün; siyaset tarihimize geçti. İstanbul ve Türkiye seni konuşuyor.

Kurtuluş Savaşı’na atfen; “Keşke Yunan kazansaydı.” “Mustafa Kemal’e yakın olanlar cenazeme gelmesin.” diyen Kadir Mısıroğlu, öldüğü hafta içinde de AKP Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu; “İstanbul’u Yunanlılar kazandı” diye talihsiz bir beyanda bulundu. İstanbul halkının dışında ve Türkiye’de de tepki ile karşılandı.

Büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale destanının; “Bir hilal uğruna, ya Rab ne güneşler batıyor”… Gözyaşları içinde bu şiiri yazarken; “Keşke Yunan galip gelseydi” diye hayıflanan Kadir Mısıroğlu’nun cenazesinde İstanbul Valisi ve devletin üst kademelerinin de bulunması; bizler için daha acı ve ağır oldu.

O, uğruna nice güneşlerin battığı hilal; bir oy almak uğruna, maalesef Kadir Mısıroğlu’nun tabutunu taçlandırdı….

 

 

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here