Emeğin Bayramı Taksim Dersi

İlkbahar mevsimi tüm canlıların; kendisini yenilediği mevsimdir. Cemrelerle başlayan değişim, Sultan Nevruz, Hıdırellez, İşçi Bayramı – Anneler Günü gibi. Bu günleri anlatan şenlikler tüm dünyanın coşkuyla kutladığı günlerdir. Siyasi ve rejimsel içerikli olmadığı için, ülkenin her tarafı; alanlar, parklar ve kırlar da herkes ailesi ve sivil toplum kuruluşları da kurumlarında çalışan kişilerle kutlamalarını yapma hakkına sahiptirler. Demokratik bir ülke de bunların yapılması, bireylerin ve kurumların en doğal hakkıdır.

***

1 Mayısı; “EMEĞİN BAYRAMI” ilan eden Türk işçileri; Taksim Cumhuriyet Anıtı’na çelenk koyarak kutlamak isterken, 1977 yılında, Taksim de hayatını kaybeden insanları da, öldürüldükleri yerde; saygı duruşu ve karanfil koyarak anmak istediler.

“Sadece; saygı duruşu ve çelenk koyacağız, gösteri ve miting yapılmayacak” diye de beyanda bulundular.

Ne güzel! İçeriğinde; Emeğe ve ölen insanlara Cumhuriyet ve Özgürlüğe saygı var. NE VAR BUNDA? !

Bu ifadeler alkışlanacak iken; İstanbul Valisi; “Taksim’e çıkartmam” diye haftalar öncesi beyanda bulundu. Devletin ileri gelenleri de valiyi onayladılar.

Cumhuriyet devletinin valisi, devleti bütün halklarına açık olan; adı da “CUMHURİYET ANITI” nı kendi insanlarına yasaklıyor. Sayın Valinin aldığı karar; hissi; baskıcı ve hukuk dışı karardır..

Sayın Vali; Taksim Alanını, özel mülkü konumuna getirmiş oluyor. Böyle görüldüğü için de yazımın başlığı “TAKSİM DERSİ” oldu.

***

O gün yayın saatlerinde; tüm TV kanallarını izledim. Bir iki kanalın dışında, Taksim’deki olaylar, polisin dengesiz baskıcı gücünü vermiyorlardı. Programlarında, pembe diziler, yemek programları vb…

Dış dünya TV programlarında; Devlet emekçileri ve halkı özgür bırakmış, insanlar caddelerde, alanlar da, ülkelerinin bayrak ve flamaları ile eğleniyor, yürüyüşünü özgürce yapıyordu. Bu görüntüler ise çağdaş görüntülerdi.

İnsan istemeyerek de olsa, O ülkeleri idare eden yöneticilerine, yasa ve sistemlerine hayran kalıyor. O halklar gibi olmak istiyor.

Bu ve benzer olayları; Eğitimde değişim, PEMBE HASTANELER PROJESİ, kadın erkek ayrımcılığı, keyfi yasaklar gibi… Giderek batı toplumundan koptuğumuzu görüyorum.

Her ulusun halkı, kendi özgürlüğü ve emeği için mücadele etmeli. Siyasilerimizin beyanlarında, BARIŞ ve ÖZGÜRLÜK lere ait sözler duyarken; yapılan baskılar ve kısıtlamaların da eksik olmadığını görüyoruz.

Cumhuriyet ve Demokrasinin olduğu yerde özgürlük olmalı, yasalar insanların refahı için işlemeli. Yargı, özgürlükleri alan korku yerine; insan haklarını savunan adaleti vermeli. Hak ve özgürlükler; iyi ve kaliteli eğitim almış toplumlarda görülür. Bu toplumlar özgürlüklerinden vazgeçmezler. Bireyleri, özgüvenli insanlardır. Sürü halklar hiç değillerdir. Yorumlayıcı, sorgulayıcı, karşılaştırıcı ve şüphecidirler.

Doğu devletleri ve halklarında bu özelliklerinden hiçbirine rastlanamaz. O devletler ve sistemleri gereği; halklarını doğmatik fikirlerle avutmaya çalıştırılır., morallendirilir, eğitilir. Kaderci toplum yaratırlar.

Seçimle gelseler bile; seçmenlerine, çeşitli yalanlar, yaranma, ucuz ve göz kamaştırıcı, aldatıcı sözleri, önlerinde eğilerek, hürmet ederek söylerler.

Seçildikten sonra ise birden değişir. Barışın güvercini, Akbaba olur, yırtıcıdır. Kanla beslenirler.

Geldiği yeri unutmuştur. Hepsi birer HIZIR PAŞA olmuştur.

İşçi, memur, orta ve alt sınıfın insanlarının içinden gelen bu siyasiler, kendi sınıfının varlığından rahatsız olur, görmezlikten gelirler.

Bu siyasi kişiler; yükseköğrenim görseler dahi; KALİTESİZ EĞİTİM gördüğünden; kalitesiz de siyaset adamıdır.

Siyasette elli yıl bulunsalar da;

DEVLET ADAMI HİÇ OLAMAZLAR!

Paylaş
Önceki İçerikHEDEF TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞU
Sonraki İçerik10. KÖY

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here