“Vecihi” ismi size de Yeşilçam’ın  Münir Özkul, Adile Naşit, Ayşen Gruda ile güzelleşen o harika filmini hatırlatıyor değil mi? Şener Şen’in şaşkın âşık o uçak pilotu tiplemesiyle nasıl da şenlenir gönlümüz filmi bıkıp usanmadan her izleyişimizde!

Güzel bir tesadüf mü bilemem ama pilotluk ve Vecihi deyince, aklımıza 1920’lerin işgal altındaki İstanbul’u, Ankara’da milli mücadeleye ilk adımlar ve Vecihi Hürkuş ismi de gelmeli…

Malzememiz yoktur. İmkânsızlıklar her alanda olduğu gibi, savaş uçağı konusunda da devasa boyuttadır. Çarık, erzak bulmakta zorlanan bir millet için şavaş uçağı zaten bir lüks değil mi?  Üstelik, Osmanlı’nın “damadı” işgalci güçlere ihbarları yapıp elde kalan son uçak ve teçhizatı bombalattıktan sonra…

Düşman İstanbul’u işgal ettikten sonra elde avuçta kalan birkaç uçak ve malzemeler mavna ve kayıklar ile Yeşilköy’den Maltepe’de bulunan istasyondaki hangarlara taşınmıştır… Buraya getirilen uçaklar ve tek tük malzemeler ile büyük gizlilik içinde Anadolu’ya geçilerek, büyük mücadeleye katılacaktır fişlenmiş pilotlarımız.

Ancak hangarların bulunduğu Maltepe’deki pist, uçakların kalkışı için müsait değildir. Alanın uçuşa uygun hale getirilmesi, tümseklerin giderilmesi gerekmektedir. Gizlilik içinde yürütülen bu bir araya gelişlerde gerekli maskeleme, gizli çalışma nasıl yürütülecektir peki? Çözüm bulunur: Pilotlarımız bir futbol takımı kurarlar hatta formaları bile dikilir. Bu formaları diken kişi ise, pilotumuz Vecihi Hürkuş’un annesidir… Sıklıkla gerçekleşen sözde idmanlar sırasında top, alanda her çukura girişte ya da tümseğe çarpışta, ilgili bölgenin düzleştirilmesi gerekecektir. Tabii canım sadece futbol aşkına! Böylece kimse şüphelenmez ve pist kalkışa uygun hale getirilir…

Gelgegelim, birkaç başarısız kalkış denemesinden sonra, pilotumuz Vecihi Hürkuş’un kullanmakta olduğu keşif tayyaresi de Maltepe’den Anadolu’ya havalanmakta başarısız olunca, büyük kaçış planı damadımız olan Ferit’in kulağına gider. Başbakan ve aynı zamanda Savunma Bakanımız olan Damat Ferit Paşa’nın yemeyip içmeden yani vakit geçirmeksizin aynı gün İngiliz işgal kuvvelerine rapor ettiği bu kaçışın ardından Osmanlı’nın Maltepe’de bulunan son havacılık tesisi de İngilizler tarafından bombalanacak ve son Osmanlı havacılık teşkilatı da bu şekilde lağvedilmiş olacaktır.

Ne havacılık teşkilatı ama! Koskoca İmparatorluk’un pilotları, emaye yokluğunda uçakların kanat bezlerini tamir için patates, paça, yumurta akı gibi “doğal” çözümler (!) kullanmak zorunda kalırlar.

Neyse… Gelgelelim Vecihi Hürkuş ve onun kullandığı Güzel Bursa isimli uçağa… Kaynaklar, Güzel Bursa isimli bu uçağın, 15 Ağustos 1920’de Kurtuluş Savaşı’nın ilk hava görevini yaptığını haber veriyor. Kılık değiştirerek Maltepe’den sonra Bursa ve oradan da Konya’ya kaçan Vecihi Bey’in Konya’da tamir ettiği tayyaredir Güzel Bursa… Vecihi Bey, işgal altında bulunan Alaşehir’de düşman birliklerini bombalayacaktır bu uçak ile; düşman kuvvetlerini şaşkına çevirerek üstelik. “Güzel Bursa”nın devam eden bu başarıları, sadece askeri bir başarı değildir, bunun ötesinde koca bir Mehmetçik ailesi ve kurtuluşu arzulayan halk için özgürlük ümididir.

Güzel Bursa, Birinci İnönü Savaşı’nda da görev yapar. 10 Ocak 1921’de, yani “harekatın en şiddetli” gününde havalanan usta pilot Vecihi Hürkuş, İnegöl, Pazarcık ve Bozöyük civarında düşman kuvvelerini bombalar ve İnönü’ye ulaşır. Ancak buradaki siperleri ateş altına almayı başaran Güzel Bursa, bu görev sırasında o kadar çok mermi yemiştir ki, usta pilotu yere inmek zorunda kalır. İner inmesine de, Vecihi Bey’in vızır vızır başından geçen mermilerden anlaşılmaktadır, iki cephe arasında kalmışlardır. Vecihi Bey, yaralı uçağını orada bırakıp gitmek zorundadır; oradan uzaklaşır ancak gönlü gitmeye el vermez. Bir yârdır o uçak. Özgür bir memleket hayaline yarenlik eden çok kıymetli bir dosttur, sevgilidir. Yokluklar içindeki bir kıymetlidir. Düşmanın namert eline geçmemelidir Güzel Bursa. Ölümü göze alarak, vızıldayan mermiler arasında uçağının yanına ulaşır tekrar pilot Vecihi. Güzel Bursa’nın benzin kapağını açar, kibritini yakar ve sevgilisini orada ateşe verir… Kim bilir hangi gönül yarası içinde… Düşmanın namert elinin değmesindense…

İşte bir savaş uçağının, bir pilotun ve bir milletin destansı hikâyesinden küçücük bir kesit. Daha ne hikâyeler saklı Anadolu’nun yanık bağrında…

Güzel Bursa’nın hikâyesi burada bitti mi sizce? Hayır bitmedi. Zira tüm bu yokluklar ve yoksunluklar içinde bize emanet bırakılan bu kutsal topraklarda onun ve Vecihi Hürkuş’un büyük hatırası var.

Halkın tamamını öyle de bir ilgilendiriyor ki, aklın almaz!

Gelgelelim, günümüze geldiğimizde ise… nereden başlasak kıymetini saymakla bitiremeyeceğimiz değerli Bursa’mızın, Kurtuluş Savaşı’nın değerini bilmez “içimizden” belediye başkanı bir laf etmiş ki, gündem oldu.

Ne olmuş, ne olmuş?

Yeşil şehrimiz Bursa’mız AKEPE’li bir belediye başkanı seçmiş. Ve yaklaşan 30 Ağustos Zafer Bayramı’mız öncesinde, yememiş içmemiş, bu sayın kişimiz, bayramda toplu ulaşımın bedava olması şeklindeki öneri üzerine, bir laf ederek, demiş ki: “Halkın tamamını ilgilendiren bir bayram değil.” Üstüne üstük 30 Ağustos ile Ormancılık Bayramı’nı da karşılaştırmış… “O zaman Ormancılık Günü’nde de tatil yapalım” demiş.

Hımmm…

Ey Belediye Başkanı, sormuşlar ya zamanında Yalova Kaymakamı’na. Sorayım ben de: “ne dedin anlamadım; kabak mı, kapuska mı?”

Bu ülkede milli bayramlar Kurtuluş mücadelesinin zafer ile sonuçlanması nedeniyle kutlanabiliyor olmasaydı şu andaki gibi, dini bayramlarda “Aman şu mübarek kurban bayramının yüzü suyu hürmetine merhamet edip ara verseler de, bombardımandan biraz nefes alsak” diye dua ederdi bu hazret, haberi yok.

Bir baksın o mübarek kafasını az buçuk çalıştırıp Ortadoğu’nun müslüman ülkelerinin düşman sevindiren, içler acısı haline. Nasıl kutlanıyor sömürge altında yaşamış ve halen görünmez sömürgecilik oynanan ülkelerde dini bayramlar?

Şu bir acı gerçek ki, Akepe zihniyetinin mantar gibi türettiği bu tür özürlü açıklamalar, cahiliyenin ürünü ve o denli arttılar ki. Çok cahiller. İnanılmaz bir cahil cesareti ve boş boğazlık hâkim memlekete. Memleket memleket olalı böylesi cahil bir güruhu bir arada iş başında görmedi. Hayır, eğitim almışına bakıyorsun, hani o baki kalan bir şey var ya; onda da kalmış!

E, ne demiş Aziz amcam:

“ Aklını başına al, sonra derdin hiç bitmez

Tepene binmiş Zübük artık başından inmez.

Seni cahil bırakır, hem okutup eğitmez

Sonra da cahilliğin elinde silah olur,

Körler memleketinde şaşı padişah olur.”

Valla Belediye Başkanı’(m), toplu taşıma kullandığını sanmam.  O nedenle, hani ya belki binersin, ben Bursa’da bir taksici olsam, Ormancılık Günü’nde seni bedava taşırım. Seni bilmem ama benim atalarımın kanlarıyla sulandı bu toprak. Ne için? Sen özgürce dini bayramlarını da yaşayabil diye.

Bu arada belediyeci amcama yazar Levent Gültekin’in “İdeolojik Mahalle’den Türkye’ye Onurlu Çıkış” kitabını okumasını öneririm. Tabii, hediye de edebilirim seve seve. Bir okusun da, belki silkelenir biraz.

Ağzı olan konuşuyor

Senin gibi içimizden biri gelsin de, dışımızdan biri gibi zaferimize laf etsin diye akıtılmadı oluk oluk kan. Sen otur, alt yapın ile ilgilen, kıymetli şehrinin yeşilini koru! Özgürlük adı altında içine edilmedik değer bırakmadınız memlekette.

Sizi bilmem ama ben Güzel Bursa ile Vecihi Bey’in hikâyesini okurken burnumun direği sızladı sevgili okurlar. Bu memlekette özgürce soluk alan herkesin de sızlamalı. Bursa’nın Belediye Başkanı’nın da sızlamalı ve Kurtuluş Savaşı’nı ve akabindeki büyük zaferi hafife almamalı…

Neyse… Her seferinde yazıyorum y, valla sıkıldım bu tür sevimsizlikleri yazmaktan. Meğer zamanında rahmetli Aziz Nesin’i de çok üzmüş bu durum. Bakın ne demiş bir taşlamasında:

“…Nükten yeter artık, akıyor her yerden kan

Sivrildi kalem, elde bugün neşterimiz var.”

 Zat-ı “muhterem”lerin bitmiyor ki rezilce laflamaları, sivriltiyorlar işte kalemleri…

Ayrıca, bu yazıdaki alıntı şiirler (daha doğrusu taşlamalar) çok kıymetli bir kalemden, Aziz Nesin’den… Azizname’yi bir okuyun, şayet çoktan okuduysanız da üstünden bir kere daha gidin derim.

E, o zaman yine bir “Aziz” dize ile kapatalım bu yazıyı:

 “…

İblis ile şeytana ters giydirip pabucu,

Beş vakit namazında Müslümanlar görmüşüz”…

 Sağlıcakla kalın!

Not: Yazıdaki tarihi bilgiler, bursadazamandergisi’nden Deniz Dalkılınç’ın makalesinden alınmıştır.

 

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here