GÜCÜ YETEN HIRT ENGELLESİN
Sosyal medya, Demokles’in iki uçlu kılıcı gibi… İnsanların içindeki canavarı açığa çıkartan bir sihirli değnek aynı zamanda… Sanal ortamda yapılan bazı yorumlara bakınca, bu yorumları yapanların gerçekten iki ayağı, iki gözü ve iki kulağı mı var diye düşünmeden edemiyorum. Bir yönden de yararı oluyor insanların içindeki bu Mr. Hyde misali açığa vurulmuşluğun: İnsanı ve potansiyelini tanıyorsun; tehlikeyi öngörebiliyorsun. Peki, nereden geldim bu konuya? Ankara’nın belediye başkanı Melih Gökçek getirdi; kendi rızamla gelmedim!

Kendisi 18 Eylül saat 17.55’te bir tweet mesajı paylaşmış takipçileriyle. Gerçi onun buna benzer tweetlerini çok gördük öncesinde de; bir değil iki değil bu seferki değinmeden olmayacak cinsten.

Yollar, köprüler – ne kadar işe yaradıkları bir kenarda dursunlar- inşa ediliyor memleketimde ve bunlar alkış da alıyorlar da, bu köprüler yollar, plazalar göğe doğru yükselirlerken, “yav, edebimiz, hayâmız, basiretimiz, vakarımız, insanlığımız ne seviyeye düşüyor?” diye sorguluyor muyuz?

Bakın, Melih Bey, – bu yazının yazıldığı an itibariyle- 9 bin beş adet beğeni, 4 bin 24 adet de paylaşım alan nasıl bir mesaj paylamış takipçileriyle:

“ Yavuz Sultan Selim benim atamdır. Ankara da yeni kurulacak mahallenin adını Yavuz Sultan Selim Mahallesi koyacağız. Gücü yeten hırt engellesin.”

Yani, bu yazının başlığı olan “GÜCÜ YETEN HIRT ENGELLESİN”, bana ait sözler değil; olamaz da. Bu ülkenin vatandaşına “hırt” dediğim gün, başka bir ülkeye merhaba’yı da göze almalıyım zira.

Başkan, istediği mahalleyi kurar; güç onda; onun tasarrufu. Ancak, onun bu mesajındaki dili, nereden tutarsan elinde kalır: Nefret tohumları ekmek, hâlihazırda ekilmiş bulunan tohumları beslemek, halkı galeyana getirmek, vatandaşa hakaret etmek, milleti ötekileştirmek… O bu mesajı oltasının ucuna takmış, şu sanal denize salmış ve onun bu olta atışıyla beraber bazılarımız da coşmuş coşabildiğine: bu coşmaların çoğu tabii ki hakaret ve de cinsel içerikli. Atatürk’e “soyu belirsiz” deyip “ondan bize ata olmaz” diyen, Başkan’ına, “ başkanım işin gücün yok mu uyuz itleri hırlatıyon“ diye sorup aslında “ işin yok mu?” diye sormakla doğru noktaya temas etmiş olup da karşı tarafa, “ uyuz it” demek suretiyle, yanlış etmiş olan… Yorumlar, bilmem neyinin kaç santim oluşundan tut, farklı boyutlara kadar uzanıyor. İçlerinde hele bir tanesi var ki, ayrı bir coşkunlukta. Ne demiş kolay yolu yani bel altını hedefleyerek ve yine gücünün yetmediği yerde kadınları kullanarak cümleler kuran bu vatandaş: “ bizim kadınlar ölür namusundan vaz geçmez. Ya sizler?”

Herkes tarih uzmanı, herkes din ve özellikle de ahlak bilimci, herkes insan-ı kâmil, herkes Nirvana’ya ulaşmış, herkes başında hâle halkası ile dolaşıyor mübarek… Ve tabii ki, herkes patlamaya hazır bomba. Bu bombaları pimleri çekilmek üzere hazır hale getiren ise bir yönetici, bir seçilmiş.

Fazla uzatmaya gerek yok. Balık baştan kokuyor. Türk siyaseti iğrenç bir seviyede. Güçlerinin yetmediği yerde halkı birbirine düşürmeye çalışmak, vatandaşın “öteki” olan kısmına hakaret etmek, vatandaşı aşağılamak, vatandaşı birbiriyle sidik yarışına teşvik etmek, kini ve nefreti büyütmek. Gerçekten değişik bir “yöneticilik” anlayışı. Ama… Ama en acı olanı da çirkinliğe ve kötülüğe bunca sahip çıkılırken, sözde doğrudan yana olanların kendi içerisinde dahi bölünmüş ve bugünlerde resmen korkaklığa ve bencilliğe varmış halleri. Dolayısıyla, bu yazıyı günün sözü ilân ettiğim, kendi özdeyişim ile noktalıyorum:

Günün Sözü “M”:
Ufak da olsa poposuna bir koltuk bulan eski muhalif, yeni sus pusçu olur.

MERHABA, GÜLE GÜLE
Ne çok seviliyormuş meğer. Yaşarken kendisine verilen bu değeri hissedebilmiş miydi bilmem ancak uğurlanışı muhteşem oldu Tarık Akan’ın. Biz ölülerimize canlı hallerine olduğundan daha fazla değer veriyoruz maalesef. Umarım o, bir istisna olmuştur ve kendisine duyulan bu sevgiyi ve en çok da bu sahiplenişi nefes alırken de zaten biliyordur; umarım.

Tarık Akan, en başta çocukluğumuzun yakışıklı, sevimli jönü olarak yer etti gönlümüzde. Vefatının ardından ise bir şiir yazdırdı kalemime; paylaşmadan olmazdı.

Dostlar tek tek giderler dönüşsüz evlerine
Bâki kalır onlardan hatıralar geriye
Gözleri, gülüşleri, merhaba deyişleri
Şakaları, sesleri yer eder gönüllerde.

Yıllar geçer peş peşe, onlar hep yüreklerde
İnce, acı bir sızı; ölene dek şu tende
Rüyâda dahi görmek, benzersiz bir hediye
Kavuşması var diye ölüm de bir hediye.

Tik tak, tik tak atar kalp; gün, dakika, saniye
Duracak elbet bir an, kalacağız mâzide.
Hayatın ederi bu: merhaba, güle güle
Kalana selâm olsun, bekliyoruz ötede.

Bir sonraki yazıya dek, kalanlara selâm olsun! Gidenlere ise, güle güle…

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here