Hababam Sınıfı, Asi Gençlik, Batı Yakasının Hikayesi, Açlık Oyunları, Hair (Saç) Müzikali, Sis.

Gençlik dönemini kapsayan önemli filmlerden bazıları.

‘Sis’ filmi ülkemizin 80 öncesi olaylarını, böylesi önemli bir dönemi yansıtan usta anlatımı ve kurgusu ile ve de Türk yapımı olması nedeni ile önemli bir filmdir bence.

‘Çukur’ gençliğin takipçisi olduğu son dönem bir yerli dizi film. Tam olarak gençlik üzerine bir film olarak nitelendirmesek te, çoğunlukla genç karakterlerden örülü oyuncu kadrosu, bu karakterlerin saf tuttuğu gurupların kanlı, ölümcül kavgaları, çatışmaları üzerine kurulu senaryosu ile, ezilen ve ezenlerin, kahraman karakterlerin gençlerden oluşması nedeni ile geniş bir ‘genç izleyici’ kitlesi tarafından idol olmuş bir yapıt.

Sinematografik yanı ayrı değerlendirilecek olursa, sunduğu kanunsuz düzenin ve uygulayıcılarının efsaneleştirilmesi hatta mafyaya sempati duyulması, en çok, dizi film formatında olmasıyla ilişkilendirilebilir.

Öte yandan, bütün bir büyük mahalle adına karar veren, mahalleliyi kanunsuz işler yaptırarak besleyen, koruyan, cezalandıran, sonuçlarına kaderci, gönüllü bir uyumla razı olan bu toplum biriminde en aciz suretinde dekor gibi görünen kadın cinsi karakterlerini belirtmeme gerek yok sanırım.

Bir sinema filmi düşünce, duygu ve eylem üretir. Düşünmek, sorunları ortaya koymak, yorumlamaktır.

Sinema, böylece bu düşünceyi kullanarak yaratım sunar. Bir bilinç kazandırma gibi sorumluluğu ve zorunluluğu bulunmayan sinema için özgürlük alanlarının genişliği önemlidir.

Ancak, dünya düzeninin biçimlendirdiği medyanın bu yaratıcılığa imkan sağlayacak özgürlükten uzak alanlar olduğunu düşünmenin yanı sıra, zaman-mekan durumu ile kolay ulaşılabilirliği ve filmlerin uzun saatlere ulaşan periodik düzeninden dolayı bilinci esir aldığı söylenebilir.

Bu yönüyle baktığımızda, gençlerin yaşamlarını sorunlarını, ülkenin ve toplumun sorunlarından ayrı konumlandırarak sunan (sinemanın aksine bilinçlendirme sorumluluğu da bulunan) medya araçları, çoğu zaman sorunları daha da derinleştiren yapıtlarının olumsuz sonuçları nedeni ile eleştirilmelidir.

Zira, zahmetsizce ulaşılan film ve programların artan şiddet olaylarında, geçimsizliklerde, dostluk arkadaşlık kavramlarını yüzeyselleştirmesinde, alt üst etmesinde, lüks yaşama öykündürmedeki katkısı yadsınamaz.

Kaldı ki, özgür düşünce ve yaratıma olanak sağladığı savunulan sinemanın bile Yahudi sermayenin elinde, dünya siyasetinin düzenlenmesinde zaman zaman araç olarak kullanıldığını görürüz.

Zaman, yaşam, dünyaya olaylara bakış elbette ki durağan kalmıyor. Teknoloji yaşam biçimlerini değiştiriyor. İletişim araçlarının gelişip etkileşimi artırmasıyla nesillerin dönüşmesine yol açıyor.

Önemli olan, yüz yüze geldiğimiz bu dönüşüm gerçekliğinde yıpratıcı etkilerden bilincimize hükmeden radyasyon alanından en az sancı ile çıkmak, bertaraf etmek, zamanla üstesinden gelmekte hepimizi zorlayacak manevi çöküşü geri püskürtmek için sorgulamak, eleştirmek, dikkat çekmek, aydınların, üniversitelerin (sosyoloji, iletişim, psikoloji gibi) de sorumluluğudur.

Dünyada eşi görülmemiş bir ‘Kurtuluş Savaşı’ veren ve genç nüfusumuzun büyük kısmını yitirmiş bir ülke olarak o dönemin ve takip eden yakın dönemin içinden çıkarılacak bir sinema eserinden yoksun kalmışız.

Oysa, sinemayı felsefe ile birlikte yorumlayan düşünürlere göre kendiliğinden oluşan sezgiye dayalı bir bilinç kabul edilir. Bilinç, bellek demektir. Geçmişin ‘şimdi’ içinde yaşamayı sürdürmesidir.

Bu noktada, sağlıklı özgür düşünce ile yaratım için ‘belleğin’ önemini kavrayabiliriz.

Öte yandan, genç nüfusun ağır bastığı ülkemizde, okula devam etmeyen ya da edemeyen kızların, işsiz gençlerin, sokakta yaşayan gençlerin, fuhuş sektörüne düşen gençlerin, nitelikli kadro ve eğitim yönünden zayıf lise ve üniversitelerin, yurt dışına kaçma hülyasındaki gençlerin, kayıt dışı çalıştırılan gençlerin, çocuk gelinlerin, milli siyasi bilinçten uzaklaştırılan gençlerin varlığını bilerek ve bu sorunları görmezden gelerek 19 Mayıs’ı kutlamak ve yılın geri kalan zamanında da bunların çözümünde buluşmamak, başta siyasetçiler olmak üzere biz yetişkinlerin ayıbı olacaktır.

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here