Tiyatro sanatında bizlerden önce oluşturulmuş sözlü veya sözsüz kuralların uygulanması, köhneleşmişlikle ilerlemek anlamını taşımamaktadır. Çağın değişmiş olması bu genel geçer kuralları küçümseme, ilkel bulma cüretini gösterme hakkını tanımaz bizlere…

Kuramsal ve sahne üzeri eğitimi es geçmek, 2 aylık, 2 senelik haftada bir iki gün gidilmiş kursları eğitim sanmak, oyunculuğu sadece laf söylemek, tiyatroyu sadece ticari kaygılar ya da şöhret basamağı olarak görmek gibi yaklaşımlar çoğalmaktadır.

Günümüzde herkesin yapabileceği bir şeymiş gibi yaratılan sanat algısı nedeniyle tiyatronun, oyunculuğun özünü kavrama babında büyük bir sorunla karşı karşıyız.

Bu bir salgın hastalık! Gün geçtikçe yayılmakta… Bu duruma sanata gerektiği özeni göstermeyen kişiler sebep olmaktadır ve bu kişilere göz yumanlar… Seyirci kısmına da yayılmış olan bu hastalık acilen tedavi edilmelidir. Yoksa ilerleme sağlanamayan bir döneme imza atanlardan olacağız.

İş olarak değil sevda olarak baktığımız bir alandayız. Sanatın hiçe sayılması, bedavacı bir zihniyetin yaratılması, tiyatro sahiplerinin perdelerini kapaması, temcit pilavı gibi eski oyunların servis edilmesi hayra alamet değil…

Değer görmezlikten, sahneye atılan adımla ne kadar derinlikli, sonsuz bir yolculuğa çıkıldığını bilmezlikten, sahne üstü ve sahne arkası (kulis) adabı öğrenmemişlikten, seyir adabının bile yitirilmesinden, içi boş eserler, niteliksiz, yeteneksiz ve yetersiz ekiplerin sanata soyunmasından kurtulmalıyız. Bir kontrol mekanizması oluşturulmalıdır. Nesli tükenen hayvanları koruma altına alır gibi sanatı da koruma altına almak gerekmektedir.

Tiyatro kurumlarının üzerine düşeni yapma zamanıdır. Işık tutucu, yol gösterici kimliğini etkin kılma zamanıdır. Bir oyuncunun üzerine düşen görevler de var elbet…

Birinci görevi, oyunculuğu el yordamıyla değil  eğitim alarak yapabilmesidir. Eğitim almak ta yeterli değildir, kuramsal olanın nasıl uygulanması gerektiğini iyice kavramalıdır. Bunun kavranılacağı yer sahnedir.

Oyun deşifresine hâkim olmayan oyuncu, rolüne ya da oyunun bir önceki sahnesine uygun olmayan sorular sorar ( ‘Metne soru sorun’ sözünü bir yerden duymuştur ya!) ve  kendine rolü ya da oyunun dramatik yapısına uygun olmayan cevaplar bulur. En acısı bunda diretmesidir. Dramaturji bilgisine sahip olmayan oyuncu, oyuncu gibi düşünemez.

Kısaca, bir oyuncu metin çözümlemesini (Dramaturji ve uygulamalı dramaturji) öğrenmeli, kavramalı ve uygulayabilmelidir.

Sahne duruşu bu işin temelidir. Konuşma – Sahne dili bu işin temelidir. Prova – bol pratik bu işin temelidir. Hareket ve söz birlikteliği (ayrışımı özellikle seçilmediği durumlarda) bu işin temelidir.

Kısaca, konuşma ve beden dili tekniklerini öğrenmeli, kavramalı ve olağan şekilde (dikkat etme gereği duymadan – kendiliğinden) uygulayabilmelidir.

Çağdaş oyunculuğun ne olduğunu kavrayabilmek ve klasik oyunculuğu yermek için on fırın ekmek yemek gerekmektedir. Geçerli tek bir oyunculuk vardır, ister klasik, ister çağdaş, ister absürd, ister grotesk, ister trajedi, ister komedi (vodvil, fars vb.) Tarz – teknik – yöntem ne olursa olsun geçerli tek oyunculuk, samimi oyunculuktur.

Kısaca, bir oyuncu bütün oyunculuk (tiyatro) kuramlarını, tekniklerini, yöntemlerini bilmelidir. Çağın yeniliklerini de takip etmeli ve sindirmelidir. Bunlara hâkim olduktan sonra kendi tarzı – oyunculuk üslubu gelişir. Ve ne oynuyor olursa olsun samimi (doğal – naturel – gerçek) oyunculuk sergilemelidir.

Bir oyuncu sahne üstü ve sahne arkasında nasıl davranması gerektiğini de bilmek zorundadır. Temel kurallar vardır. Uyulmadığında problem yaşanır. Bu problem sahne üstünde oyunun aksamasına, sahne arkasında huzursuzluğa ulaşır. Kimse kendi kuralını koyamaz. Tiyatronun kendi genel geçer kuralları bin yıldan fazla bir süredir etkinliğini korumaktadır.

Kısaca, bir oyuncu, partnerine, teknik adama, kuliste herkesle paylaştığı alana, yönetmenine, içinde bulunduğu tiyatronun çizgisine uygun davranmakla yükümlüdür. Genel geçer kuralları bireysel bakış açısı, karakter farklılıkları değiştiremez. Sahne arkasında parmak ucunda yürünecekse (sözsüz kural) yürünecektir. Paldır küldür yüründüğünde seyirciye ses gider. Oyunun dengesi bozulur; Çünkü sahne üstündeki partnerin ve seyircinin konsantrasyonu bozulur.

Sahne üstünde kullanılan dekor parçası, aksesuar vd. provalarda belirlendiği üzere oyun oynandığı sürece her oyun aynı yere, aynı şekilde konulur. Yeri değiştirilen bir materyal diğer oyuncunun konsantrasyonunu dağıtır, oyunun zamanlamasını bozar.

Oyuncu oyuna en az iki saat önceden gelir, bir saat kala kulisine girer hazırlığına başlar. Oyunun kostüm, makyaj zorluğuna göre bu süre uzayabilir. Seyirciden sonra tiyatroya adım atan oyuncunun algısı dış dünyayla bağlantılı kalır, konsantrasyonunu sağlaması için yeterli vakti olmayacağından rolüyle bağlantısı zayıf düşer.

Disiplin her şey demektir. Aşırısı fazladır elbet, lakin azı zarardır. Bu zarar oyuncunun birlikte çalıştığı ekibine de zarardır. Bir oyuncunun disiplinsizliği ekip arkadaşlarının vaktini, emeğini, dikkatini, şevkini, keyfini çalmaktır. Disiplinli olmak oyuncunun saygınlığını artırır. Zamanında gelen, rolüne çalışan oyuncu her daim tercih edilen olacaktır.

Oyuncu kişisel gelişimi için sürekli çalışmalıdır. Oyunculukla sınırlı kalamaz, kalmamalıdır. Tiyatro sanatının her kademesine hâkim olmalıdır. Sahne altında da görev almalı, işleyişi deneyimlemelidir. İşin mutfağını bilen bir oyuncu başarıya daha yakındır. Geniş yelpazeden düşünebilme yetisi kazanır.

Kısacası oyuncunun en büyük görevi kendi üzerine düşeni yapmaktır. Primadonna ya da jön gibi ortada dolaşmak değildir görevi… Acınası olan kendini öyle sanmaktır zaten.

Tiyatrosu, yazarı, yönetmeni, eleştirmeni, kuramcısı, oyuncusu, teknik adamı, seyircisi hepsi kendi üzerine düşeni yaptığında, şu anın sanat tarihini oluşturduğunu anımsadığında bir şansımız olabilir bugünü ve yarını kurtarmak adına…

‘İki Kalas Bir Heves’ ten daha fazlası tiyatro…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here