KADIN VE TÜRBAN
Sayın Başbakan; bir toplantıda; konuşmasında; “Bu ülke ne kadar erkeklerin ülkesi ise; kadınların da ülkesidir. Nice kız çocuklarımız türbanlı olduğu için; okullara, memur kadınlarımız ise; devlet dairelerine alınmadılar, işlerinden oldular. Ben kız çocuklarımı da dış ülkelerde okuttum.” Hele; kız çocuklarını dışarıda okuttuğunu vurgulu bir fon ile ifade ediyor.

Görülüyor ki; çok öfkeli, çok kinli, laiklikten intikam alırcasına söylüyor.

Kadınlara sahip çıkma; özgür yurttaş olmalarını, başlarındaki ufak bir bez parçası temsil etmemeli. Onlara iyi eğitim vererek, iş vererek, erkeğin baskısından kurtararak sahip çıkmalı. Kadın ve türban üstünden siyaset yaparak, iktidar olmak hesabı olmamalı. Pakistan’da; Taliban tarafından öldürülmek istenen ve ölümden dönen Malala 2013 “İNSAN HAKLARI ÖDÜLÜ” nün sahibidir. Pakistan’da, tüm kadınların baskı altında olduğunu, özgür olmadıkları, hiç eğitim almadıklarını vurgularken, “EĞİTİM KADININ GÜCÜDÜR” der.

Tüm İslam devletleri ve toplumunda, kadın; insan yerine konulmaz. Erkeğin zevk aracıdır ki, erkeğin maddi durumu iyi ise, istediği kadar kadınla evlenebilir.

Şahlar, Sultanlar, Vezirler, Paşalar… da haremlerinde, 100-200 hatta bine kadar köle statüsünde cariyeler bulundurmuşlardır.

İslamlıkla hiç alakası olmayan fetvalar yorumlar, kadını o kadar aşağılarlar ki, kadının; mahkemelerde şahitliği olmaz, mirastan men, erkek istediği zaman kadını boşar, Kadını; saçı uzun, aklı kısa, şeytan ile kadını eş tutan fetvalar verilir.

Hani; “Cennet anaların ayaklarının altındadır” idi.

* * *
Atatürk devrimleri ile; kılık kıyafet, eğitim, kadına seçme ve seçilme hakkı verilince, peçenin ve çarşafın içindeki kadın, dünyayı görmeye başladı. Eğitim ile doktor, hakim, mühendis, öğretmen, milletvekili, hatta başbakan, bakan oldu. Ailesine, ülkesine de ekonomi ve bilimsel katkılarda bulundu. Mirastan hakkını, mahkemede şahitliği dinlendi. Saçının uzunluğu, aptal değil, erkekler kadar akıllı ve becerikli olduğunu da kanıtladı.

* * *
1950’de DP’nin iktidara gelmesi ile, yine rüzgar ters esmeye başladı. Öyle bir slogan ki, “Yeter artık söz milletindir.” Her sağ iktidar bu tarihi; milat, Menderes’i de öncü kabul ettiler.

Dini siyasete soktular. Halkın dini duygularını okşayarak, Cumhuriyeti ve laikliği kötüleyerek, ABD’nin yeşil hat projesini hayata geçirdiler. ABD ikinci dünya savaşından sonra, Türkiye, Afganistan,
Pakistan ve İran’ı Ruslara karşı. Şimdi ki Ortadoğu ve Afrika projesi gibi ılımlı İslam düşüncesini kendi atadıkları iktidarlara uygulattılar. İşin en acı yanı ve halkın bilmediği; Amerikan ve batı gözetimi ve talimatı ile; Müslümanlık farklı uygulamalar, farklı yorumlar, kardeş kardeşi katletmeler. İslam ülkelerinin hemen hemen hepsinde, açlık, sefalet, terör ve katliamlar. Batıda bunların hiçbirisi yokken; NİÇİN İSLAM ÜLKELERİNDE! . . .

09.10.2013 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 1995 yılında; “Türkiye’de Cumhuriyet’in sonu geldi. Kesinlikle laik sistemi değiştirmek istiyoruz” derken; sizlerde aynı düşüncede olup, aynı değirmene su taşıyorsunuz.
Geri kalmış ve eğitim düzeyi düşük ülkelerin tümünde siyasiler; halklarına aynı dini söylem ve motifleri kullandılar. Ortaçağ Avrupa’sında da yüzyıllarca aynısı yaşandı. Halklarını inim inim inlettiler engizisyon ve sefaletlerle…
* * *
11.Ekim.2013 Sözcü gazetesinde “İran açılıyor, biz kapanıyor” manşeti. Dini lider Ruhani “sokaktaki kadınların kıyafetlerine karışmayın” diye beyanatta bulunuyor. Gazetenin son sayfasında 3 tane modern giyimli İran kadınları yan yana. Aynı sayfa Türkiye’de siyah çarşaflı kadın duvara, “Zafer İslam’ındır.” yazıyor. Yine aynı sayfada Gözde Kansu AKP milletvekili Hüseyin Çelik’in, Gözde’nin kıyafetini ahlaka aykırı bulduğu için, ATV’den işinden oluyor, İşte İran – İşte Türkiye.

Seneler öncesi; çok sohbetlerimde; İran ile Türkiye’yi kıyaslarken, İran’ın bu badireden çıkacağını, Türkiye’nin ise, İran’dan daha kötü olacağını hep söyledim. Tezimi ise; İran’ın Pers kültürü ile beslendiğidir. Bu kültür İskender’in Helenizm kültürüdür. Rönesans’ın da harcında, bu kültürün büyük payı olduğunu söylerdim.

Türkiye ise, İslamiyet’e geçiş ve Osmanlı döneminde; Arap (Emevi) kültürü ile beslediği medreselerinde, bilim adamı yerine sadece din adamları yetiştirdiğini, Avrupa Rönesans la uygarlığa geçişi başlatırken; Koca Osmanlı İmparatorluğu gerici mollalar ve devlet adamları elinde bilime ters düşmüş, her yenilik, matbaa bile gavur icadı diye ülkeye, 300 sene sonra gelmiştir. Ve şimdi siyasetçilerimizin iktidar tarafından beslenen yazarçizerlerimiz yeni Osmanlı ateşi ile yanıp kavruluyorlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here