-QUO VADİS-

          Eylül ayı, ülkemizde eğitimin başlangıç ayıdır. Tüm aileler, çocuklarına iyi bir eğitim almaları için gereken titizliği gösterirler. Bu ay da çocuklarda; okullarına, arkadaşlarına ve öğretmenlerine kavuşma heyecanı içindeyken; devlette gereken hazırlıklarını yapar. Son yıllarda; özel okullar, vakıflar, yurtlar kurumları da iyice palazlanmış, devlet desteği ile daha da rahat hareket eder oldular. Atatürk devrimleriyle kaldırılan, medreseler, kuran kursları neredeyse, devletle rekabet edecek duruma geldiler.

Bugünleri sanki görürcesine; Atatürk, eğitimi ve orduyu milli bir kimlik içinde: ‘Milli Eğitim ve Milli Savunma Bakanlığı’ diye dokunulmazlık zırhını verir. Verir de; iktidarları uğruna, bu kutsal kurumlar; 1950’li yıllardan sonra altı ve içi oyulmaya başlanır.

***

Yıl 1924 Eylül ayının 17’si Mustafa Kemal Rize’de. Cumhuriyet kurulalı daha bir yıl olmamış. Rize Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi ve Pazar Müftüsü, Mustafa Kemal’in önüne çıkıp, bir dilekçe verirler. Dilekçeyi okuyan Mustafa Kemal: “Demek okul değil de medrese istiyorsunuz. Şu zavallı milletin yakasını bırakın artık. Vatan evladı yetişsin, böyle şeyler düşünmekte mana yoktur. Bu bir kanundur. Bu, şunun, bunun demesiyle değişmez ve değişmeyecektir. Bu kanunu yapanlar da, sizden daha akıllı alimlerdir. Medreseler bir daha açılmayacaktır. Anladınız mı?” (Atatürk’ün Bütün Eserleri C.17 S.23-24 Sinan Meydan)

Mustafa Kemal, sonra valiye döner; “Bunlar İranlılardan ibret almadılar mı? Burasını İran gibi mi yapmak istiyorlar?” diyor.(Aynı eser C.17 S.24)

***

Mustafa Kemal Rize’den ayrıldıktan sonra, İsmet Paşa’ya şifreli telgraf

çekerek hükümeti uyarır.

“Buna karşılık Rize’deki liseyi canlandırmak elzemdir. Mektep binası ve aletleri yoktur. Hemen eğitim aletleri göndermek ve fazla alaka göstermek suretiyle halkın TAASSUBA(Bağnazlık) karşı gösterdiği fiili tezahüre karşılık vermek icap eder.”(Aynı eser C.17 S.25)

Atatürk; o günlerde o koşullar altında ülkeyi adım adım gezerek, başta eğitim işleri ile yakından ilgilenir ve önem verir. Devletin müftüsü okul yerine medrese ister. Demek istediğim; devlete sahip çıkmak, hepimizin görevidir. Partiler ve hükümetler devlet değildir. Onlar devletin içinde, devlet işlerini yöneten kurum ve kişilerdir.

Mustafa Kemal, Erzurum Kongresine kadar, Osmanlı subayıdır. Erzurum Kongresinden sonra, o artık Yeni Türkiye ve 1923’te kurulacak olan; Türkiye Cumhuriyeti; subayı, devlet adamı ve yeni kurulacak devletin; kurtarıcısı, kurucusu olmuştur. Bu gücü ise(kendi ifadesidir) liyakatli, dirayetli, doğru kararlar ve fikirler üreten kadrosu, o kadroları destekleyen KUVAYI MİLLİYE ruhu olan, vefakar, cefakar Türk kadınları ve erkekleri olarak başarır. Ben de burada TÜRK kelimesini, Kurtuluş Savaşında emeği olan tüm Anadolu halkı için kullandım. Ayrıca, saltanat ve hilafet yanlılarını; İngilizlerle, İtalyanlarla, Fransız ve Yunanlılarla işbirlikçi olup, Kuvayı Milliyenin karşısına, Kuvayı İnzibatiye(Padişah yanlısı ordu) olarak çıkan, gerici, yobaz, Kubilay’ı kesenleri; Türk ulusu kavramında da anlatmak ve görmek istememişimdir.

***

Atatürk’ün, Osmanlı Subayıdır sözünü, Osmanlı dönemindeki yönetimi ve eğitimdeki geri kalışını bildiğim için kullandım.

***

Medreselerde öğrenim görenlerde; yaş sınırlaması olmayıp, yaş ortalamaları; 35-40 civarıdır. Medrese öğrencileri aynı zamanda, askerlikten muaf, daha çokta, asker kaçaklarının dini eğitim altında, milletin sırtından beslenen, yan gelip yatan bir asalaklar grubudur. Atatürk Konya’da bir medresede, yüzlerce kişinin; hepsi genç askerlik çağında. “Derhal Cepheye” der, alır. Büyük Taarruzda, Afyon cephesine gönderir.

***

Osmanlının son yıllarında; sadece İstanbul’da 178 medrese 8000 civarında

Da mevcudu olduğu kayıtlarda vardır. Anadolu bu kayıtların dışındadır. İstanbul’da; tüm yüksek okul seviyesindeki okullarda toplam, 2700 civarındadır.

İşte Osmanlı’da eğitimin ve sefaletin ölçüsü. Bugün bile yere göğe sığdırılmayan Osmanlı hayranlığı (!)

***

15 Eylül 2019 tarihli gazetelerde Eskişehir’in Sivrihisar ilçesi, Göktepe

Kaldırım ve Ahiler köylerindeki çocukları Buhara’daki bir tarikata bağlı okula; İlçe Kaymakamı, İlçe Milli Eğitim Müdürü, Sivrihisar İlçe Jandarma komutanının da; köylüleri çocuklarını, tarikat okuluna göndermeleri için, ikna etmek istediklerini, Eskişehir CHP milletvekili, Utku Çakır Özer’in basına yansıtmasında öğreniyoruz. Aileler; bu baskı karşısında; başka yerlere göç etmek, çocuklarını o tarikat okuluna vermek istemediklerini sitemli sözlerle dile getiriyorlar. Devlet, tarikattan yana.

***

Ülke ve devletin tüm birimleri FETÖ muamması ile hala çıkmazda olurken,

başka bir tarikatın değirmenine su taşımak neyin nesidir? Anadolu halkı artık yorulmuştur. Hiçbir tarikat islamiyeti temsil etmez. Tarikatlar, tekkeler kendisi yaşamak için çalışır. Yüce İslamiyet bu değildir.

***

Sağ iktidarlar, 1950 yılından beri Cumhuriyet ve ilkelerinin altını içten içe

oymak için çalıştılar. Mesafe de almadılar diyemeyiz. FETÖ olayları bunun en bariz kanıtıdır. Devletin tüm birimlerini çökerttiler. Yeni bir tarikat ve devlet içinde güç yaratmak, yine bu ülkenin geleceğini ve insanlarını mutsuz edecek.

Neden hala, Atatürk’ten ve ilkelerinden kaçıyoruz? Gelişen çağdaş dünyada biz nerede olacağız?

***

Nereden, nereye…? Batının; bilimden, akıldan yana olan çağdaş uygarlığına

Mı, yoksa; Afganistan, Pakistan dağları ve steplerinden yine Arabistan çöllerine mi?…

Eskiyen Osmanlı kafası ile…

 

 

 

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here