Afrika yerlileri şöyle der: “Bizlere cenneti, güzellikleri vaad etmeye (misyonerler) geldiler. İnandık. Fakat bir sabah kalktığımızda, elimizde yalnızca bir İncil ve karın tokluğuna çalıştığımız eski topraklarımız vardı…

Sömürü düzeni..

Biz kendimize bakalım. Beykoz’a dönelim.

Oya gibi, dantel gibi köylerimizden geçiyoruz uzun molalarla. Kimisi ormana yaslanarak yaşlanmış, kimisi de hayat veren derenin yarenliğinde akıp gitmekteler zamana karşı. Zamanın yıkımına karşı.

Güzellik başa bela diye bir söz vardır. Güzeli güzel yapan ormandır, sudur ve bunların beslediği verimli topraklardır aslında.

Şehrin dört bir yanında yükselen dev binalar, projeler, çarpık yapılaşmayla pespaye olan İstanbul’a yayılmacı sitelerle başka bir elbise giydirilmektedir. Artık bu elbiseye sığar mı sığmaz mı uzmanlar bilir.

Dünya metropolleri içinde en az yeşil alanın ayrıldığı İstanbul, bu istismarın sonunda deprem, sel, susuzluk gibi afetlere dayanabilecek mi? İnşallah dayanır.

En az yeşil alanın ayrıldığı İstanbul’un en çok yeşil alana sahip ilçesidir Beykoz. Bu yüzden kaçak yapılaşmaya, orman yağmasına, ranta en elverişli yerlerindendir de. Özel orman alanlarındaki toplu yapılaşma, kanuna rağmen en çok istismarın yaşandığı alanlar olarak çirkinlik abidesi gibi arsızca durmaktadırlar zümrütün içinde.

Rant düzeni doymak bilmez. Özel orman kullanım alanını (%3,%6,%10 derken derken) durmadan artırmak için yasal dayanağını da cebine koymak ister.

‘Yalnız Orman’ bu tehditle işte şimdi ürkütücüdür. Ormana yaslanan köyler ve verimli tarım arazileri de akıbetini bekler. Dilimiz alışmış. ‘Köyler’ demek te yanlış aslında. Ne de olsa ‘mahalle statüsüne ‘ geçmiş bulunuyor. Yani; Tarım ve hayvancılık yapamazsın. Komşun şikayet ederse ceza yersin!

E ne yapacaksın o zaman?

Satıp gideceksin.

TEMA Vakfı 25 Ekim 2018’deki açıklamasında uyarmış. TÜİK verilerine dayandırdığı açıklamasında Türkiye’de tarım alanları 1992 yılında toplam 27,6 milyon hektar iken, 2017 yılında 23,4 milyon hektara gerilemiş.

Köylere sadece asfalt döküp yol yapmakla, çöp toplama kamyonu göndermekle kalkındıramazsınız. Kalkınma inşaat projeleri ile olmaz. Köylü üretecek, satacak, kentli sağlıklı ürünler alacak. Köylerde zanaatkarlığa yönelik projeler hayata geçirilecek. Gençler şehrin öbür ucuna, komşu illere çalışmak için gitmeye mecbur kalmayacak. Köyünü terk etmeyecek.

Onca köy gezdik. Yazık ki ne hayvancılık kalmış ne de kayda değer üretim.

Oysa ”Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken diğer elindeki sabanla topraktan ayrılmadı” diyen Atatürk’ün ‘’milli ekonomimizin temeli tarımdır’’ saptaması bu günlerde klavuz olmalıydı.

Duvarını örmek için üç bin beş bin Lira izin parası istenen köylü bir yanda, özel ormana sahip büyük sermayedarın ‘’ ORMANIN İÇİNE YAPTIĞI” yüzlerce villa bir yanda!

Kuzey ormanlarını görünen o ki, güldür güldür bir deprem bekliyor.

Bundan yer altı ve yer üstü su kaynakları da nasibini alacak gibi gözüküyor.

Diyeceksiniz ki kardeşim kanun var, Meclis var, Belediye Meclisleri var. Burada Bir’den fazla partiler yani temsilcileri üyeleri var?

YORUM YOK.

Yorum halkımıza kalmış. Rant projelerinde kimlerin payı var ona bakınız.

Manisa Tarzanı’nı şimdi daha iyi anlayabiliyor insan. Parayla pulla işi olmamış, kendini yeşile adamış, binlerce ağaç dikmiş ve onları evladı gibi korumuş bir cesur yürek.

En son, yol genişletme çalışmalarında fıstık çamları kesilirken Tarzan gibi naralar atarak, ormandan gelip kesicileri püskürtmüş, kesilen ağaçları görünce hüngür hüngür ağlamış. Birkaç gün sonra da bu acıya kalbi dayanmayıp vefat etmiş. Nur içinde yatsın.

Bugün bizlerin herkesin ‘Manisa Tarzanı’ olma zamanıdır diyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here