Merhaba

Artık bu köşede buluşacağız… Neden böyle derseniz; orası şöyleydi… burası böyle diye bir şeyler beklemeyin ne olur. O gazete dostumundu bu gazete de dostumun… Sadece burada daha mutlu olacağıma karar verdim. Hani ne denirdi eskiden ‘Tebdil-i mekanda faide vardır’ Günümüz Türkçesiyle; yer değiştirmekte fayda var. İşin özü bu…

Günümüz gündemi yoğun. Bunun yansıması olarak gazete, haber, köşe yazılarında yoğunluk ve yorgunluk var. Haliyle seviyede düşüşler had safhada.

Herkes fikrini söyleyebilmeli elbette ama bunun bir tarzı olmalı… Belki de ‘sadece karşı taraf hayır diyor diye evet demeliyiz’ şeklinde bir düşünce ve bunun adına demokratik ortam denilmemeli… Bu tarzım değil, kimsenin de tarzı olmamalı… Ben şu gerekçelerle onaylıyorum veya şu gerekçelerle onaylamıyorum olmalıdır demokratik düşünce.

Zaman zaman karşılaştığımız olaylarda tepkimiz ‘oh ne kadar iyi oldu’ şeklinde olur değil mi? Belki de gerçekten iyi olmuştur da hiç aklınıza geldi mi sizin için iyi olan herhangi bir şeyin başkası için kötü olabileceği…

Hepimizin yaradılışında ciddi anlamda bencillik var. Atasözü diye gevelediğimiz pek çok şey aslında bu görüşü de doğruluyor. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ mesela… Niye bin yaşıyor? Gidip bir başkasına dokunacak, onun canını yakacak. Öyleyse tedbiri hepimizin alması gerekiyor. Hani şu yarışmada ilk aşamayı geçmiş yarışmacının diğer yarışmacının yarıştığı sırada; Allahım Allahım nooolur kazanamasın… İnşallah kazanamaz… Ay nolur hadi yan, yan demesi bencillik değil midir? Acaba bencillik de bir kaçış mıdır? Benim işim hallolduktan sonra kim ne olursa olsun kavramı; bizim hayatımızın bir parçası olmuş durumdaysa biz galiba hiç yokuz artık. Hayatımızı gibi yapmakla geçirip, yaşar gibi yapıp, yaşadığımızı sanarak geçip gitmekteyiz.

Hep böyle davranarak bir şeyler, hatta çok şeyler kaybetmedik mi? Konu şu anda doğrudan bizi ilgilendirmiyorsa sonrasını düşünmeyip boş verdik yılanı da yalanı da… Birileri bizim bu genlerimize işlemiş hastalığımızı kullanıp ‘Bunlar hiçbir şeye ses çıkarmaz’ a indirgedi durumu ve… Kaybettik. İyi alışkanlıklarımızı, kültürel değerlerimizi, örfümüz ve adetlerimizi ve daha bilmem birçok şeyi…

Lütfen bunun adına ‘değişim’ veya ‘gelişimin gereği’ diyerek sıyrılmaya kalkmayalım… Onların gereği olsa değişirler ancak daha iyi durumda olurlardı. Kalkması gerekenler vardı diyorsanız; bence kalkması gerekenlerin hiç olmaması lazımdı. Değişim veya gelişimin anlamı ileriye, doğruya güzele doğrudur… Gelişim ve değişim adına kayıplar yaşamak, basite sığınmak, kolaya kaçmak, hele hele geriye hareket etmek düşünülemez, uygulanamaz ve kabul edilemez.

Pekiii, ya tercihlere zorlanıyorsak… Yapmak zorunda olduğumuz tercihlerin ikisi de bizim için kötüyse… Hiç tercih yapmamanın da bir tercih hatta en kötü tercih olduğunu unutuyorsak, tercihlerimizi küçük ya da büyük çıkarlar, hevesler, ihtiyaçlar, belki de korkular belirliyorsa, Birisi benden sonra tufan… Ben gidersem yanarsınız diyor ve biz bundan korkarak kabuğumuza çekilip sesin susmasını, rüzgârın geçmesini, yağmurun dinmesini bekliyorsak… Dostlar o zaman söyleyeceğim karakterin oluşumuna bazı malzemelerin eksik konduğu olacaktır.

Hırs hayatımızda sık başvurduğumuz bir teknik ise, ‘Görürsünüz bak nasıl yapıcaam… Hepiniz öööle kalakalacaksınız’ kelamını sıkça kullanıyorsak, hırsın başarısızlığın son limanı olduğunu, her zaman aklın önüne geçeceğini hatırlatmak isterim.

O halde sözü nasıl bağlayacağız… Bence bütün bu karmaşanın çözümü ‘akıl’a dayanır. Aileden alınan eğitim ve görgünün, yapıtaşına işlenen cesaret ve ahlak kavramının, bütün bu iyi özellikleri yönetecek aklın, aklın başvuracağı kaynak olarak bilginin olduğunda yanlış en aza inecek ve o yanlış da doğruyu bulmakta kullanılacaktır.

Umarım öğreneceğiniz ne kadar çok şeyin olduğunu düşünüyorsunuzdur… Çünkü eğer böyleyse bu düşünceye ancak sürekli öğrenerek ulaşılabilir. Bu bilgeliğe giden yolun başıdır.

R.Sinan AKBAŞAK

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here