Mustafa Abi’yi Kaybettik…

Sanki Canımdan Bir Parça Gitti…

Köşe yazarımız Mustafa SEZGÜN’ü elim bir trafik kazasında kaybettik. O artık aramızda değil ama sohbetleriyle, sevecenliğiyle, hoşgörüsüyle sanırım uzun zaman Beykozluların belleğinden silinmeyecek Mustafa Abi…

Onun hakkında çok şey yazmak istiyorum ama bilgisayarımın klavyesine dokunup cümle kurdukça kurduğum cümlelerin ne kadar yetersiz olduğunu farkediyorum. Onun için bu ay Beykoz’un ve ülkemizin önemli gazeteci ve yazarı olan Nazım ALPMAN abimizin BİRGÜN gazetesinde Mustafa Abi ile ilgili yazısını okuyucularımla paylaşmak istedim.

Beykozlu Tombik Mustafa

Kelle İbrahim Beykoz’un gelmiş geçmiş en ünlü isimlerinin ön sıralarında yer alır.

Hayatını Beykoz’a ve futbola adamış bu eşsiz insanın son anlarında küçük bir berber çırağı vardı. 3 Şubat 1965 Çarşamba günü Ramazan Bayramı arifesinde bütün işlerini bitirip Yalıköy’deki “Cici Berber” (Berber Ahmet) içeri girmiş çırak Mustafa’ya (Sezgün) “git çabuk Şekerci Muhittin’den benim torbaları al gel” demişti.

Çırak Mustafa dediğini yapıp geri gelince birlikte Mektebi Sokaktan birlikte tırmanmaya başlamışlardı. Kelle’nin evine yaklaştıklarında dev adam sendeledi, sonra da düştü. Çırak Mustafa uğraştı kaldıramadı, geri koşup dükkâna girip haykırdı:

-Usta İbrahim Amca düştü!

Beykozlular bayırdan yukarı doğru fırladılar, Kelle İbrahim’i bir taksiye koyup Hastaneye doğru son hızla giderlerken, Sultaniye Çayırına geldiklerinde Kelle’nin başı yana düştü.

Yüzyıllık Beykoz Hikâyeleri kitabımın ilk sayfaları böyle başlıyor. Bu özel tanıklığı da bana Mustafa Sezgün anlatmıştı. Mustafa 1 Eylül 2012 günü tam Kelle İbrahim’in son nefesini verdiği Sultaniye’de bir kamyon çarpması sonucu öldü. Hikayesini anlattığı efsane adamla aynı yerde!..

Mustafa Sezgün, yıllardan beri Beykozlu bebeklerin giyim kuşam işleriyle uğraşırdı. Dükkânının tabelasında yazan “Tombik Bebe” aynı zamanda onun en kısa adresiydi. Beykozlu adaşlarından bu tabeladaki işaret ayrılırdı:

– Tombik Mustafa!

Tombikliği tabelada bırakmış kendine bakan, fazla kilosu olmayan, okuyan, yazan bir halk aydınıydı… Beykoz gazetesinde köşe yazıları yanında şiir kitapları da vardı.

Ancak Mustafa Sezgün’ün en belirgin özelliği gerçek bir İstanbul beyefendisi olmasıydı, teklif eder ısrar etmezdi. Türkiye’nin gündemini yakından izler, fikir sahibi köşe yazarlarının sıkı okuru olduğunu ancak sohbetin ilerleyen aşamalarında anlayabilirdiniz.

Öyle yeni öğrendiği bir şeyi anında pazarlayanlara hiç benzemezdi. Bu haliyle de bir bilge profili çizerdi. Tabii anlayanlara… Mustafa’yı yitirdikten sonra gördük ki, onu anlayanlar hiç de az değilmiş. Her yaştan yakın dostları ölümüne inanmamışlardı. Bu ilk şoku atlattıktan sonra nasıl bir insanı kaybettiklerini en öyle içten cümlelerle ifade ettiler ki, Mustafa’nın 60 yıllık ömrünü boşa harcamadığını gösterdiler.

Ali Sirmen ağabeyimiz, geçen yıl İlhan Selçuk için kaleme aldığı yazısında ondan bir alıntı yapmıştı. İlhan Ağabey şöyle dermiş:

-Her insan yaşadığı sürece kendi heykelini yontar!

Saat durduğunda ortaya çıkan eser, hayatınız boyunca yaptıklarınınız toplamıdır. Mustafa Sezgün yaşadığı her gün güzel bir heykelin özel figürlerini işledi durdu. Sonunda ortaya sade yaşayan, görkemli bir anıt çıktı:

-Beykozlu Tombik Mustafa!

NOT: Nazım ALPMAN’ın (BirGün Gazetesi’ndeki 6 Eylül 2012 Tarihli Köşe Yazısıdır.)

Paylaş
Önceki İçerikBelediye’de Yeni Araçlar
Sonraki İçerikKENTLEŞME

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here