Merhaba sevgili okurlar! Her şey güllük gülistanlık olunca (!) memlekette, yazacak bir şey de kalmıyor insana bazen işte! Bunalmışsa insan yalanından dolanından,  açgözlülüğünden, arsızlığından, kem gözünden, fesat sözünden cahilin cühelânın ve de ne uyarı ne de tecrübe kifayet ediyorsa daha çok belâdan sakınmaya; işte o zaman susma vaktidir; konuşmaktan sakınma vaktidir. İşte o zaman edebiyatın yani sanatın söyleyeceği var demektir.

İnsan olarak geldik dünyaya lâkin insan olarak kalabilmekte asıl macera… Nefes alarak başladık şu fani âleme de merhaba dedik ya diğer ruhlara; işte o ilk nefesin son zerresini emanet ederek veda edeceğiz şu yalancı yaşama…

O zaman dek, NEFESimi gönderiyorum size…

 

“Ol!” denildi Âdem’e, emir bildi, itaatkâr

Cevher olup saklandı bir kadının rahmine.

Dokuz ay sebât etti kemâle ermek için

Oldu, geldi dünyaya daha çok olmak için.

 

Bir şaplakla başladı nefes alıp vermeye

Hissetti bu dünyayı emanet o nefesle.

Tükenecekti bir gün, vadeliydi hesabı

Kapanacaktı bir gün veresiye yaşamı.

 

Kimi bildi hesabın; usulünce yaşadı,

Aldığı her nefesin vebalini düşündü,

Daha çok olmak için “insan” gibi davrandı,

Kul hakkını yemedi, nefsini bilemedi,

Hor görmedi kimseyi, kula kulluk etmedi.

 

Hesabını bilmezler, tükettiler nefesi

Haydan gelen gitti huya; veresiye tükendi;

Nefesleri içine çalıntılar kattılar,

Hayatlar çarçur edip yeri zindan kıldılar;

Şeytan nefessiz kaldı gördüğü kötülükten

Zevkten dört köşe oldu kalfanın ettiğinden.

 

“Ol!” demişti oysaki; nefesler bahşetmişti

Kıymetini bilmeyen yok olup gidecekti

Kıymetini bilenler hoş bir sedâ kaldılar

Defterler kapanırken, melekler ağladılar.

Ferah nefeslerimiz ola!

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here