NİÇİN CUMHURİYET?
NİÇİN ATATÜRK’ÇÜYÜZ?

Uygarlığın başlangıcı, yazının icadından öncedir. Uygarlık; insanların toplu halde yaşaması ile başlar. İcatlar ise, bir kişinin değil, çoğulcu toplumun ihtiyacından dolayı araştırılmış, yeni buluşlara ihtiyaç olduğu için önem verilmiştir. Bu topluluklar da korunmak; ihtiyaçlarının karşılanması için yönetimi kendi iradeleri ile belirlerler. Tarihte; Cumhuriyet sözcüğünü ve idare biçimini; diktatörlükte olsa, Roma Devletinde görürüz.

Ortaçağda; Avrupa Devletlerinde kilise; kralların üzerinde tanrının kılıcı olmuş, engizisyon kararları ile halkı inim inim inletmişlerdir.

İslam’da da, Şeriat kanunları aynı acımasız kararlarla halka nefes aldırmaz. Avrupa, Rönesans ve Fransız ihtilali ile bu zulümden halkını kurtarır. Cumhuriyete geçer, Halk nefes alır, eğitim, bilim hızla gelişir, yaşam kalitesi değişir. Özgürlük, insan hakları, sanat, edebiyat, her alanda insanlar kanunların gölgesinde mutlu yaşamın tadını çıkarırlar. Ya Osmanlı ve İslam ülkeleri; bir türlü bu sistemi; Allaha karşı gelmek, şeriata aykırıdır diye; her şey yasak ve ağır cezalarla, halkın önünü kapatırlar.

Bilime karşı Osmanlı, Avrupa’dan geri kalmaya, ileri ve güçlü imparatorluk; bağnaz kadılar ve yeteneksiz idareciler yüzünden çöküşe, Mütareke sonucu da, ülke yer yer işgal edilir. İşte tam bu zaman da Türk Ulusunun kaderini değiştiren ATATÜRK, ANADOLU HALKININ ANKAKUŞU(1) olur.
***
1920-30 lu – 40 lı ve 50 li yıllarda… Türkiye, bir yumruk olmuş, Atatürk, bu ulusa; bir heyecan, bir cesaret vermiş ki, el ele, omuz omuza, sırt sırta vererek sanki, CEHALETİN ERGENEKON DAĞI’nı eritircesine, Sanayide, bilimde, eğitimde(Köy enstitüleri ile). Hele hele sanatta! … “Yırtarım dağları, enginlere sığmaz taşarım” Altıyüz yılın, kula kulluk yılını, onbeş yılda silip atmıştır… Okullar açılmış, halk; kendi okulunu, kendi yolunu, kendi çeşmesini, kendi köy odasını, halkevini kendi yapar olmuş. Halk mutlu, dağlar taşlar, müziklerle inliyor, pazarlar, caddeler, mutlu, güler yüzlü insanlarla dolup taşıyor.

Tüm Anadolu, her yerde Onuncu Yıl Marşı’nı söyler. O kuşağın, ulusal destanıdır, Onuncu Yıl Marşı…

“Ne Mutlu Türküm Diyene”
Bu sözler, her gün Türkiye’nin tüm ilkokullarında; sabahleyin ANDIMIZ la,
Kardeşliğimizi; “milletimi, özümden çok sevmektir… Varlığım Türk Varlığına armağan olsun”… Sözleri ile pekiştirirken, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü ile de taçlandırıyordu.

Tüm bu ulusun çocukları; O çocuklar ki 23 Nisan da 19 Mayısta günün anlamını etkinlikleri, tüm ulusa coşku ile sunuyordu.

Ne Türkü, ne Kürdü, ne Ermeni’si, Ne Rum’u… Hiç kimse alınmıyor, hepsi bu bayramlara iştirak eden çocuklarını, sevinç gözyaşları ile alkışlıyordu.
İşte biz bunun için Cumhuriyetçiyiz, İşte biz bunun için ATATÜRK’ÇÜYÜZ..
***
“Su uyur, düşman uyumaz” diye kıymetli bir atasözü vardır. İşte Türkiye’deki hızlı gelişme, dış düşmanlarımızı korkuttu, hızla kalkınan bu Türk ulusunun Atatürk mucizesini bozmak gerekti YAPTILAR DA !.. Ülkenin kalkınmasında eğitimin önemini bilen emperyal güçler, önce köy enstitüleriyle işe başladılar.

Çağdaş eğitim düzenin kalkması onun yerine, medrese statüsünde İmam Hatiplerin tüm Anadolu’ya hızla yaydırılması gerekti. Bunu, iktidarlara uzaktan kumanda ile güzelce uygulattılar. Ulusal kaynakları, kurumları özelleşme adı altında darmadağın ettiler. Bir ulusun gücü; eğitim, ekonomi, ordu ile vardır. Orduyu da sudan sebeplerle halkın gözünden düşürmeye çalıştılar.

“Atatürk Gençliğe hitabesinde; “Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalete ve hatta hıyanete sahip olabilirler derken, bugünü de gördüğünü, şimdi yaşıyoruz. ONUN İÇİN ATATÜRKÇÜYÜZ.
***
Yukarıda anlattığım, o sevgilerin, alkışların, birlik ve beraberliğin, el ele vermenin, sırt sırta olmanın yerini nefret aldı.

Atatürk’ün resmini, polis bir arabanın camından zorla kazımak istiyor “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü, Saddam’ın Irak’taki heykeli benzeri Diyarbakır’da indiriliyor. T.C. yazısı Resmi kurumlardan kaldırılıyor. Bayrakla gezmek yasak hale geliyor. Andımız yasaklaştı. Bu yapılanlar; Özgürlük ve Açılımlar adı altında devlet eliyle halka servis yapılıyor. Televizyonlarda seviyesiz söyleşilerle ulusal değerlerimiz yok sayılır hale getirildi. Sandıktan çıkan oyla, ülkenin kaderini, değiştirir hale getirildi. Diyarbakır’a gelen Mesut Barzani, Büyük Kürdistan’dan övgüsü ile gözümüzün içine baka baka söz etti. Kürdistan Eş Başkanı oldu.

Türkiye’de yapılan Sosyalist Enternasyola gelen Mısır’lı Sosyalist Meryem Beşay, Mısır’da yaşananları, Müslüman kardeşlerin ülkedeki rejiminden çok etkili ve yılgın. Meryem Beşay; “MISIR’IN DA KEŞKE BİR ATATÜRK’Ü OLSA” diye hüzün içinde hayıflanıyor.

Bende Meryem’e hayıflanarak diyorum ki; Bizim Atatürk’ümüz oldu da ne oldu? Heykelleri kırıldı, resimleri yırtıldı, devrimleri kaldırıldı. Tarih kitaplarından, Türkçe kitaplarından isimleri silindi. 1950 yıllarında bunu önlemek için Atatürk Koruma Kanunu çıkartmak istendiğinde; zamanın Milletvekili Zeyyat Ebuzziya Prof.Hirsch’e gider. “HIRSCH; ATATÜRK BİRŞAHIS DEĞİL, KURUMDUR. KORUNACAK OLAN ATATÜRK KURUMU, ATATÜRK’ÜN KURDUĞU CUMHURİYET’İN İLKELERİDİR. BU TEK BİR ŞAHSI KORUMA İLE OLMAZ. GÖNÜL RAHATLIĞI İLE BÖYLE BİR CEZA MADDESİ KONULABİLİR.” (2)

Bir yabancı; ATATÜRK’ü bizden daha iyi tanıyor ve saygı duyuyor.

İŞTE BUNDAN DOLAYIDIR Kİ; ATATÜRK’Ü VE TÜM DEVRİMLERİNİ SEVİYORUZ.

1)Anka kuşu :Kendi külünden yeniden doğan, masal kuşu
ANKA KUŞU, ruhun ölmezliğini simgesidir.
2)27 Ekim 2013 Cumhuriyet Gazetesi Leyla Tavşanoğlu ile
Hüsamettin Cindoruk söyleşisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here