Bir Yıldırım Gürses geçti aramızdan. “İçime Hüzün Doluyor” derken “Gençliğe Veda” ettik. Sonra mı? “Sonbahar Rüzgarları”n da aradık, düşen yapraklarda sevdiğimizi, “Mevsimler Yas Tutup Çöller Ağlasın” dinlerken bir anda kendimizi “Bir Garip Yolcu” olarak bulduk hayat yolunda. Gülmedi bahtım yine bu sevda bitti dedik beraber “Çal Kanunum Çal” diye mırıldanırken ve ateş olup yaksan da gonca güller taksan da “Affetmem Asla Seni” diyecekken, ürperip içine korku girmeden “Çoban Yıldızı” na yol göster yarime diye yalvardık. Ama “Takvim Yaprakları”n da yolcu ettik gene sevdiğimizi ve yıllar sonra rastladık “Mazideki Aşk”ımıza.

Bir Yıldırım Gürses geçti, dev cüsseli, naif adam, bazen hayatımızın bir köşesine bazen de kalbimizin ortasına dokunarak.

Ölümünün 19.yılında saygı, sevgi ve rahmetle…

Bugün kahkahalarıyla dünyayı sarmak için gönlünü tiyatroya adayan, kahkahalarımızın büyük ustası, en güzel yanı da onu kimsenin keşfetmemiş, o kendi Nejat’ın iç dünyasını, kim olduğunu ve kim olmak istediğini keşfetmiş. Onunla özdeşleşen “Minti Minti” ve tabi ki “Cibali Karakolu” hafızalarımızdan asla kazınmayacak oyunlarıdır. Aramızdan ayrılmasının 6. yıldönümünde büyük ustayı saygı, sevgi ve rahmetle onun sözleriyle analım.

“Bir gün tiyatronun ışıkları sönecek, zil sesleri susacak ve tiyatro perdesi sonsuza kadar üzerime kapanacak. İşte o zaman giderken tüm üzüntülerinizi yanımda götürerek size sadece kahkahaları bırakacağım”. Nejat Uygur. Saygı, sevgi ve rahmetle anıyorum.

Bir yıldız kaydı, Yıldız Kenter ölümsüzlüğün adını bize bir kez daha öğreterek gitti. Türk tiyatrosunun muhteşem kadını, büyük ustası, hocaların hocası, her zaman içimizde bir efsane olarak kalacaksın. Cumhuriyetimizin parlayan Yıldız’ı ışığın hiç sönmesin, ışıklar da uyu…

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları günü, hangi haksa bu çocuklara verilen?

Günümüzde farklı ülkelerdeki milyonlarca çocuk; açlık gibi sorunlar ile mücadele etmek zorunda olduğu gibi, cinsel ya da psikolojik sömürüye uğramaktadır. Bunun yanı sıra, savaşlar nedeniyle her yıl yüz binlerce çocuk öldürülmektedir. Çocuk haklarının ihlali, yalnızca gelişmemiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ya da gelişmiş ülkelerde de görülebilmektedir. Çocuk istismarı ya da çocukların kötü şartlarda işçi olarak çalıştırılması, ne yazık ki dünyanın her yerinde rastlanabilen bir durum. Birleşmiş Milletler Tarafından, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları günü ilan edilmiş olmasına rağmen birçoğumuzun bir çocuğun hakları nelerdir bilmemesi acı verici. Oysa her çocuğun özgürce şeker yiyip, kahkaha atıp, sınırsız oyun oynama hakkı vardır. Ve her çocuğun eğitim, sağlık ve ailesi ile yaşama hakkı en temel haklarıdır. Engelli çocuklarımızın rahat alanlar da yaşaması en büyük haktır onlar için, dil, din, ırk, renk ayrımı yapmadan ve en önemlisi bir çocuğun görebileceği en kötü şeydir savaş, savaşsız bir dünya da yetişmektir çocuk hakkı.

24 Kasım Öğretmenler Günü, eskiden çok kıymetli olan meslek, “şimdi adı öğretmen olan ama öğretmenlikten çok uzak olmakla özdeşleşmiş kişilerin elinde olan, ben veririm alan alır, almayan öğrenciden bana ne” diyebilecek kadar rahat insanlar topluluğu. Eğitim sisteminin bozukluğuyla birleşince ortaya çıkan korkunç görüntü, cahil nesiller topluluğu. Senin mesleğin öğretmek ise; sen” ben öğretmenim” diyorsan, önemli olan her çocuğa aynı eğitim hakkını sağlaman ve anlamayan öğrenci için daha çok anlatman. Bir de; ” acaba öğrenci mi anlamıyor, sen mi anlatamıyorsun ki çocuklar anlamıyor? “diye sorarım sana.  Geçenlerde bir öğretmen öğrencisine; “sen benim amelemsin” diyebilecek kadar lakayt olacak ve çocuğum: “yaaaa” diye basit bir dille konuşacak. Öğretmenlerimiz böyle bir Türkçe kullanırsa çocuklarımız nasıl kullanmasınlar ki? Eski öğretmenlerimiz böyle miydi? Her çocuğunun adını ezbere bilir, her çocuğunun aile durumunu, sağlık durumunu, problemleri ile öylesine yakından ilgilenirlerdi ki bazen ailemizden daha yakın olurlardı. Hani ara ara, sıra dayağına çekilsek de, saygımızı eksik etmez, öğretmeni şikayet edemezdik. Korkudan ailemize bile söyleyemezdik. İçlerinde parmakla gösterilecek kadar az kalan gerçek öğretmenlerimiz yok mu? Elbette var ama onlarda kaybolmak üzere bir bir emekli oldukça ya da emekliliklerini istedikçe.

Sayın veliler bırakın öğretmen öğretmenliğini yapsın. Gerekirse bağırsın, gerekirse ceza versin.” Eti senin kemiği benim” dediğimiz yıllara dönelim ki çocuklar derli toplu öğrenci olsunlar, bizim gibi siyah önlüklü, beyaz yakalı, öğretmene saygılı, öğretmenden çekinen çocuklar olsunlar.  Bırakın ki biraz terbiye öğrensinler. Öğrenci, öğrenciliğini bilsin ki, öğretmenlerimiz de eski güçlerine kavuşsunlar. Sayın veli, öğretmen bağırdı diye, öğretmen ceza verdi diye öğretmen dövmeyiniz, önce çuvaldızı kendinize batırınız. Acaba benim çocuğum ne yaptı da öğretmen ceza verdi diye önce kendinizi sonra çocuğunuzu sorgulayınız. Şiddete maruz bıraktığınız öğretmenlerimiz iyileşir ama siz bu topluma hiç de örnek olmayan bir veli ve şiddet yanlısı bir çocuk yetiştirmekten başka bir işe yaramayan insan olmaktan başka bir şey olamazsınız. Saygıyı, sevgiyi, ahlâkı evlerinizde öğretin ki; öğretmenlerimiz bunları vermekle uğraşmadan, bilim öğretsinler, ilim öğretsinler. Cumhuriyetimizin 100. Yılına giderken, güçlü, bilgili nesiller yetiştirsinler.

Başta, Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal olmak üzere, beni yetiştiren ilkokul öğretmenim Aysel Hanım ve kızımın öğretmeni Aynur Hanım nezdinde tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutlarım.

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here