PAKİSTAN
Pakistan Başbakanı Navaz Şerif ülkemizi ziyaret etti. Defalarca darbelere maruz kalan temiz insanların yaşadığı o ülkenin başbakanıdır Navaz Bey… Ülkemizi o deprem felaketini yaşadığımız yıllarda ziyaret etmişti. Kardeşlerine o zaman 10 milyon dolar katkıda bulunmuştu.

Pakistan Genelkurmay Başkanı o sıralar bayağı aşka gelmişti. O bölge bazıları tarafından ısıtılıyordu. Eğitiminin bir kısmını Türkiye’mizde yapan bu generale bizimkilerden darbe hastalığı bulaşmıştı. Navaz Şerif bu adamı görevinden azledeceğini anlayınca Genel kurmay Başkanı Pervez Müşerref darbe yaptı. Ülkesini teslim aldı.

Başbakan Navaz Şerif’e bir suç bulup ceza veremedi. Suudi Arabistan’a sürgün etti. 8 yıl geçti. Navaz Şerif ülkesine döndü. Seçim oldu. Seçimi tekrar kazandı. Şimdi başbakan.

Bu 8 yılda Pakistan’da ne filmler çevirdi bu Müşerref; Bunları anlatsam oturur ağlarız… Olan bu garip ama onurlu insanlara oldu. Geçelim…

Darbecilik geleneğinin yaygın olduğu bu ülke 880 bin kilometrekare toprağı 180 milyon insanıyla dünyanın 6. kalabalık ülkesi.

1947 yılında Hindistan’dan ayrılan bu ülke darbe üstüne darbe yedi. Kendi milletine darbe vuran ordusu sayesinde dünya arenasında 24 milyar ihracat, 39 milyar ithalat ve 2862 dolar kişi başı gelirle fakir bir ülke.

Sivil-asker arasında gidip gelen iktidarlar bu asil insanlara hizmet vereceğine yoksulluk, fakirlik, cahillik, işsizlik, ümitsizlik verdiler…

Bu kardeşlerimiz gibi ülkelerde; düşmana gerek yok. Darbe -vurmak- demektir- Milletine; milletinin verdiği silahla vuran ordusu, çözüm üretemeyen siyasetçisi, onları denetleyemeyen adalet mekanizması yoksa vay hallerine…

2004 yılımda Arnavutköy ilçesindeydim. İşim gereği uzun bir süre kaldığım bu ilçede bir kalabalığa rast geldim. Görevli askere “Nedir bu kalabalık” diye sorunca: 250 civarında 18-25 yaş arası Pakistanlının Belediyenin bu salonunda misafir edildiğini söyledi. Gittim. Baktım. Sefil. Perişan. Kimi oturuyor. Kimi ayakta birbirleriyle konuşuyorlar. Kendi aralarında para toplayıp bir şeyler almak istiyorlar.

Avrupa ülkelerine kaçak yollardan geçmeye çalışırken yakalandılar. Üzüldüm. Bu asil ülkenin çocuklarına acıdım. “Bu insanlara nasıl yardımcı olabilirim” diye sorunca bir cevap alamadım. Mevsim kıştı. Karakolun karşısında market vardı. Gittim bir poşet tahin helvası aldım. Onlara ikram etmek için. Görevli komutan -öyle verirse birbirini parçalarlar- dedi. Elimdeki yükü uygun bir yere bıraktım. Helvayı parçalamak için bıçak almaya gittim. Geldiğimde ne göreyim. O aldığım helvalar ambalajlarıyla yok olmuşlardı.

O zamanda Pakistan Devleti darbeci general Müşerref’in elindeydi. Milletine vurduğu darbelerin sesi bizim Arnavutköy’de bile çıkıyordu.

Babalarının bin bir fedakarlığı ve mücadele ile kurdukları, işgalcilerden kurtardıkları o güzel ülkede şimdi başka bir işgalci vardı.. Hem de kendilerinden. Genelkurmay Başkanları General Pervez Müşerref.

Dünyanın en verimli topraklarının bulunduğu, yılda aynı yerde 4 çeşit ürün yetişen bu coğrafyada insanlar maişet, geçim ve gelecek göremedikleri ülkelerinden hayatlarını riske koyarak kaçıyorlardı…

Daha düne kadar bizde öyle değil miydik sanki…

Paylaş
Önceki İçerikSORUMLUYUZ
Sonraki İçerikNe Yapmalı?..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here