“Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden

İnanırdım saadetli yolculuklara

Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz

Bütün hızımla koşardım dalgalara

O zaman beni görseydiniz

Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden

Beni o zaman görseydiniz

Siz de gelirdiniz peşimden”

Özdemir Asaf, şiirini sanki ‘onun’  bu günleri için yazmış.

Dünyanın yükü ile akşama kavuşan emekçinin gözünde evine girdiği an, limanına sığınmış, fırtınayı geride bırakmış bir gemi gibidir adeta. Saatler sonra yine yeniden kendini, dalgalarını yardırırken bulacağın yaşam deryasının endişesinden bir uykuluk vakit te olsa, bırakıverirsin kendini o huzurlu limanın kollarına.

Senin gibi milyonların gam yükünü taşıyan o vakur vapur…

Sanki çok uzun yıllardır limanında gibi olsa da eğreti bir hali vardır her zaman.

Kırk yıldır çıktığı seferlerin sonuncusu onu da yalnızlar rıhtımına sürüklemiş.

Yaşlı ve yalnız. Terkedilen, sıvaları dökülmüş evler gibi. Yarenlik eden sadece martılardır artık.

“Şu elimde görmüş olduğunuz kalem seti ve dahi yanında mucize limon sıkacağı, yetmedi her eve lazım el feneri sadece üç milyona. İzdiham yok, herkese getiriyorum efenim.”

Vapur satıcılarının sesini bastırabilen bir ses çıkmış nihayetinde kırk sekiz yıl önce. Vapurda doğan çocuk çığlığı!

Yolculuklar sürprizlerle dolu…

Yalnız ve terk edilmiş olan tek o değildir bu mahşeri kalabalığın yalnızlaştırdığı insan seline her geçen gün yenilerine kucak açan ve her dalgada biraz daha biraz daha aşınan şehrin emekçi semtinde.

Paşabahçe…

Bir zamanlar açılan fabrikaların çevresini doldurduğu işçiler ve aileleriyle en belirgin üretim yeri özelliklerini taşıyan, kolektif belleğin hala canlılığını koruduğu yalnızlar rıhtımındaki Paşabahçe.

Celladını bekleyen vapurun 1 iskele ötesinde kader ortağı da karaya mıhlanmış beklemekte.

Vapurla adaş ve yaştaş şişe cam fabrikası.

Eski camların bardak, eski vapurların jilet olması sıradan bir son olabilir bazılarının hayatında. Kar zarar muhakemesine, kağıt banknotların sınırlandırdığı fasit daireden kurtulup çıkan düşünme yetisi deniz feneridir mutlulukla mutsuzluk arasında sürekli gidip gelen şu kent insanının fark edemediği yalnızlığını gidermek adına.

Şişe cam fabrikası, Cumhuriyetimizin sanayi mirasıdır, kent belleğidir. Deniz manzarası eşliğinde konaklama, düğün yapacak zengin misafir zümrenin yerine, yerleşik halkın, gençlerin ekonomik kültürel yaşamına azami faydayı sağlayacak düzende yapılandırılması gereken fabrikanın içerisinde cam atölyesi, cam müzesi, satış bölümleri, kafeteryası ve önündeki iskeleye demirlemiş, durduğu yerde yine insanlara kucak açan, çiçek gibi, Paşabahçe gibi bir Paşabahçe vapuru.

Ne görkemli bir başlangıç

İkinci bir bahar

Yenilenme

Geçmişin izlerini görmeye ihtiyacımız var.

Onlara ihtiyacımız var.

Yöneticiler halk adına halk yararına karar vermelidir. Aldıkları kararları ise toplumun sorgulaması iyileştirir.

Bu köhnelikten, tarihin tanıklarını simgelerini hurda depolarına yığarak kurtulmak mümkün olamaz.

Hafızasını yitirmiş bir kent ve kent insanına suni teneffüs niyetine uyguladığınız inşaat projeleri ve kafe restoranlarla ne turizmi canlandırabilirsiniz, ne üretimi, ne de toplum katmanlarının kaynaşmasını.

Artık yeter.

Paşabahçelerimizi istiyoruz.

1 Yorum

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here