Bu yazıyı; Yılmaz Özdil’in 22 Şubat 2019 Sözcü Gazetesinde; Abdulhamit’in  gelini, hanedanın son reisinin eşi Zeynep Sultan’ın ‘’ATATÜRK’Ü İNKAR EDENLER TÜRKÜM DEMEMELİ, OSMANLIYIM DEMEMELİ’’ sözlerinden ilham alarak yazdım.

***

Kendim; tarih ve Osmanlı tarihine karşı ilgili olmuşum. Osmanlı hikayeleri, Arabistan hikayelerine çok benzer. Mistik yanları da vardır. Seni içine çeker. Bir takıldınız mı daha da çıkamazsınız. Buna rağmen; padişah ve sultanlarına karşı da hep soğuk olmuşumdur. III. Selim ve II. Mahmut bu düşüncelerimin dışında olmuştur.

Selçuklu Sultanları ve Osmanlı Padişahları, devletin bütün yönetimini Enderunda yetiştirdikleri devşirmelere vererek, Anadolu halkını, devşirmelere ezdirmişlerdir. Ailelerinden zorla koparılan çocuklar, Müslümanlaştırılıp, paşa, vali, kadı rütbeleri ile Osmanlı’yı yönetirlerken, zevki sefa içinde, yalılarda, saraylarda sefa sürerken Anadolu halkı Osmanlı’ya asker ve vergi vererek sefalet içinde yaşamışlardır. Askere alınan genç, yaşlanıncaya kadar askerdir. Evde yaşlılar açlık ve sefalet içinde kulluk yapmıştır. Bu sefalet, Celali isyanları, ayaklanmaları, Pir Sultan, Dadaloğlu, Köroğlu gibi haksızlığı dile getiren ozanları çıkarmıştır bağrından.

Şalvarı şaltak Osmanlı

            Eyeri kaltak Osmanlı

            Ne eker ne de biçer

            Yine de ortak Osmanlı

                                    Celali

İsyanı çıkaran Celali, bu dizeleri aslında boşuna da söylememiştir. Çünkü; Osmanlı üretim yaparak yaşayan değil, harp ganimetleri ve vergilerle, altı yüz yıl iktidarını sürdürmüştür. Bu paraları, ülkesinde halkın ne sağlığı için ne hastane, ne yol, ne de iş kaynağı fabrikalara harcamamıştır. Saraylar, köşkler, Lale Devri gibi bir yüzyıla damga vururlar. Ülkedeki yollar, fabrikalar, hastaneler, köy okulları dahi, şimdi ki Cumhuriyet ile ülkede hizmet verilmeye başlar. Ne var ki o tesisler yine satıla satıla elden çıkarıldı.

Selçuklu ve Osman Sultan ve padişahları idaresinde kendi kültürümüz ve dilimiz yerine Selçuklu da Farsça, Osmanlı’da Farsça ve Arapça Türkçe karışımı Osmanlı dili konuşulur. 1923 Cumhuriyete kadar Türkçe konuşulmamıştır resmi dil olarak. Yalnız; Anadolu halkı Türkçe konuşur. Pir Sultan’ın, Dadaloğlu’nun, Karacaoğlan’ın şiirleri günümüz Türkçesinde yazılırken, sarayın divan edebiyatını lise yıllarında tercüme ederek okuyorduk. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları ve Atatürk devletin adını Türkiye Cumhuriyeti, dilinin de Türkçe olduğunu anayasaya yazdılar.

Bugünün siyasetçileri ve Osmanlı olmayanlar, Osmanlı hayali kurarken, 2. Abdülhamit’in torunu Osmanoğulları’nın sarayda doğan Osman Ertuğrul kendisini şöyle tanıtıyor. Herkes ibret alsın. Kelimesi kelimesine yazıyorum: << Türk olarak doğdum, Türk olarak öleceğim. Atatürk, Türk halkı için muhteşem bir liderdi. Ailemiz için çok kötü oldu ama Türkiye kazandı, Türk milleti kazandı. Mustafa Kemal olmasaydı, İstanbul olmazdı. Memleketi kurtarmanın tek şekli cumhuriyeti kurmaktı. Ben dahil bütün Türkler, Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz.  Vatanı o kurtardı. Atatürk olmasaydı, Allah bilir ne olurdu… Padişahlık, monarşi, hilafet, bunların hepsi geride kalmıştır, gençler laikliğe ve vatanın bütünlüğüne sahip çıksınlar. Atatürk olmasaydı, hiçbirimiz olmazdık. >>

Bu muhteşem insan, dedesi 2. Abdülhamit’in türbesine değil de, benim de çok saydığım, sevdiğim, Osmanlı’da aydınlanmayı başlatan, batının bilimini çağdaşlığını ülkesine taşıyan, ilk pantolonu giyinen sarığı atıp, fesi kullanan, Tanzimat Fermanı gibi fermanı tanıyan, saraya piyanoyu, saray ressamı getiren yenilikçi padişah. Gerici ve yobazların ‘’GAVUR’’ dedikleri padişah. 2. Mahmut’un türbesine gömülmesini vasiyet ediyor. Atatürk’ü ve devrimlerini içinden gelerek anlatan Şehzade Osman Ertuğrul, Divan yolundaki 2. Mahmut’la koyun koyuna yatıyorlar. İkisi de ışıklar içinde yatsın.

Prenses Zeynep Osman Sultan, Türkiye’yi nasıl görüyordu?

‘’Yurt dışında her geldiğimde biraz daha geriye gitmiş görüyorum.’’

‘’Ülkemin ilerisini göremiyorum, bu beni çok rahatsız ediyor.’’

‘’Özgürsem bunu Atatürk’e borçluyum. Cumhuriyet çocuğuyum, Atatürk çocuğuyum. Bugün sizinle bu röportajı yapıyorsam, bunu bile Atatürk’e borçluyuz. Osmanlı’nın kalıntısından Türkiye Cumhuriyeti’ni yarattı. BUNU İNKAR EDEN, TÜRKÜM DEMEMELİ, OSMANLIYIM DEMEMELİ, VATANDAŞIM DEMEMELİ…’’ ‘’OSMANLI’NIN GELİNİ OLMAKTAN İFTİHAR EDİYORUM. AMA BEN ATATÜRK ÇOCUĞUYUM. ATATÜRK ÇOCUĞU OLMAKLA İFTİHAR EDİYORUM. MUSTAFA KEMAL VE ARKADAŞLARINDAN ALLAH RAZI OLSUN.’’

İnci taneleri dökülüyor, Zeynep Sultan’ın ağzından. Bir Osmanlı sultanının, hem de sürgünden dönen sultanın.

Bir Osmanlı gelini, Atatürk’e karşı duygularını bu güzel sözlerle ifade ederken, çıkarları için ‘’90 yıllık zulüm’’ ‘’reklam arası’’ diyen, kadınlara; seçme seçilme hakkı veren, kadına kişiliğini, özgür yaşama hakkını veren ve bunları da görmezlikten gelen kadınlarımız, neden bu gaflet uykusundan hala uyanmazlar?

 NOT: Osman Ertuğrul 10 yaşındayken sürgüne gönderilir. 70 yıl Türkiye’yi görememiştir. 2004 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuştur. Türkiye’ye gelir gelmez, Yılmaz Özdil’le yukarıdaki röportajı yapar. Zeynep Sultansa; Şubat 2019’da. Yılmaz Özdil’le Pera’da buluşurlar. Bu konuşmalar geçer röportajında. Zeynep Sultan şimdi Bodrum’da yaşamaktadır.

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here