Yüz yılımız; iki büyük Dünya Savaşı yaşadı. Bu iki savaşta da, 100 milyona yakın insan ölür. Maddi ve manevi zararların da hesabını kimse tayin edemez.

İki Dünya Savaşında; Dünya Siyasi haritasının şekli değişir. Çok imparatorluklar ve devletlerin ismi yok olurken, yeni devletler kurulur. Bağımsızlık Savaşı verip özgür kurulan devletler olduğu gibi, büyük devletlerin kendi amaçları için; masa başında sınırları çizilen devletlerde az değildir.

***

İkinci Dünya Savaşından sonra; ABD ve Sovyetler Birliği; ulusal devletlerin içindeki; etnik azınlıkları, dinsel ve mezhepsel yollardan; parçalamak politikalarını harekete geçirirken; içerdeki siyasileri de çok iyi seçerler ve hizmet etmeleri içinde iktidara getirirler. Bu politika daha çok Şark toplumunda ve Ortadoğu’da; en bariz şekilde görülür ve uygulanır.

Bugün içinde bulunduğumuz; PKK, YPG’nin çalışmaları taa 1960’lardan günümüze kadar uzanan hikayeyi görüyor ve şimdi de yaşıyoruz. 1970 yıllarında 35 civarında büyükelçimizi ve ataşelerimizi öldüren ASALA’nın Filistin, El Fetih gerillalarının eğitildiği kamplarda, bugünkü; PKK, YPG, SDG eğitim gördü, orada oluşturulduktan sonra, daha sonraları, Barzani ailesi himayesinde; Kuzey Irak’ta Kandil’e taşındı.

Bugün Türk Ordusu, ABD, İngiltere, Fransa, İsrail tarafından silah, para, malzeme ve eğitimsel desteklerle yetişen; Kürt, Süryani, Arap milislerinden oluşan paralı askerlerle, Kuzey Irak ve Suriye topraklarında çarpışıyor.

***

1980-1990 yıllarındaki Türkiye politikası daha radikal, akılcı ve kararlı adımlar attılar ki; Öcalan şöyle anlatır. “Türkiye’nin baskısı üzerine Suriye hükümeti bana ya Türkiye ile aramızda savaş çıkar veya biz seni yakalar Türkiye’ye teslim ederiz, tercih yapmak zorundasın.” der (14.10.2019 Cumhuriyet Barış Terkoğlu)

Bu sözlerin ciddiyetini anlayan Öcalan; hemen Suriye’den çıkar, Yunanistan’a, oradan da Afrika ülkelerinden Kenya… Gerek Suriye, gerek Yunanistan bir kişi için; ne risk almak, ne de komşusu ile de kötü olmak niyetinde değillerdir. Bu liyakatlı diplomasi sonucu 16.02.1999’da Öcalan’ı taşıyan uçak Türkiye’ye iner.

***

Bu kısa hatırlatmamdaki amacım; o yılların; seviyeli, bilinçli diplomasisi ve hükümetin; ülkenin yararları adına ciddi adımlar atması, Amerikan güdümünde de olmayışı. Bir Mart Tezkeresi herkesin hafızalarındadır. Çekiç güce karşı tavır… Ve hükümetin düşmesi…

1990 yıllarının sonlarında çökme noktasına gelen PKK, tamamen yalnızlaşmış, Amerika, Almanya bile PKK ve YPG’yi terör örgütü olarak kabul ederken, 2010-2019 yılları arasında; birden bu örgütlere siyasi kimlikler verilmeye başlanır ki, Açılım adı altında, hükümet adamları PKK temsilcileri ile Dolmabahçe, İmralı’da ve Oslo’da görüşmeler yapar. YPG peşmergeleri, Habur kapısından, elini, kolunu sallayarak, devletin arabaları ile Suriye’ye geçiş yapılırken, lüks bir otelin lokantasında devletin kesesinden lahmacun yediklerini, o günün basını fotoğraflarla belgelediler bile. Öcalan’ı lider olarak kabul eden PYD(Demokratik Birlik Partisi ve YPG Halk Savunma Birlikleri, Bir Amerikan Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral: RAYMOND THOMAS: “Markanızı değiştirmeniz gerekir” dedikten sonra; Her şey değişmiştir artık öyle de olmuştur. Suriye Demokratik Birliği (SDB)

Sahnede; Amerika’nın ve Batının sahip çıktığı, koruduğu; Kürtler, Süryaniler, Araplardan oluşan, eğitimli ordu. Şunu demek istiyorum; Ne Amerika, ne Batı ve ne de İsrail bu (SDB) yalnız bırakacak. Bu topraklarda, bu zenginlik olduğu müddetçe; ne bu savaş biter, ne de Amerika bu topraklardan çekilir.

Zaten Amerika Başkanı da ağzındaki baklayı nihayet çıkardı. TRUMP:”Ateşkes iyi gidiyor. Küçük çatışmalar var. Yeni bölgelere Kürtler yerleştirilecek. Petrolü koruma altına aldık. Askerlerimizi eve getiriyoruz.” Her şeyi açıkça söylüyor. Yeni kurulacak Kürt devleti, Amerika’nın yeni gözdesi durumunda. Esad, şimdi Kürtleri temsil eden, (SDB) ile birleşti. İngiliz LAVRENS’in Araplarla birleşip, Osmanlı’ya Türklere saldırması gibi…

***

Şöyle geriye yaslanıp, geçmişe ve etrafımıza baktığımız da; şark diplomasisi; Harward, Oxford, Sorbon ve şu dün kurulan desteği ile Kandil Dağının mağarasında yaşayan ve çölün çadır aşiretleriyle; aynı masaya; aynı koşullar altında, oturtmak aşamasına getirildi.

***

Tarih boyunca, Araplar hep Türk düşmanlığı yapmış ve Türkleri de sevmediler. Filistin için verdiğimiz mücadele. Hele, iki hafta önce; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM toplantısında ki konuşmasının üçte ikisini Filistin halkları ve hakları adına konuşması. Gözlerine dursun nankörlerin. Yaptığımız her yardımın, boşuna yapıldığını düşünüyorum.

Lanet olsun yüzlerine. Utanmadan, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatına işgal diye karşı çıktı tüm Araplar ve Filistin.

Boşuna mı söylemiş atalarımız:

“NE ŞAM’IN ŞEKERİ, NE ARABIN YÜZÜ”

 

1 Yorum

  1. Son yılların oyalama taktiklerini çok güzel anlatmışsınız,keşke sizin son sözlerinizi baştan birkez okuyupta bu ülkenin kaynaklarını boşuna zayi etmeselerdi,geleceği okuyamaz ve geçmişten ders almazsak sonumuz eşeğini tekrar bulduğunda sevinen garibanlara döner,oysa tarihe damga vuran siyaset adamlarımız sistemden koparılmasaydı bunlar gelmezdi başımıza,kaleminize ve yüreğinize sağlık

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here