Sapık varlıklar, insanoğlu var olalı beli varlardı tabii… Ancak ülkemizde son dönemlerde o kadar çok zirve yaptılar ve ortalığa döküldüler ki, sapıklık ifşa etmek hiç bu denli rahat olmamıştı. Bu ne demek oluyor peki? Bu demek oluyor ki, söz konusu bu hasta kişiliklerin kirli ve ucuz düşüncelerini besleyen ve bunları rahatlıkla ifşa etmelerine uygun olan bir ortam söz konusu. Baksanıza, dallanıp budaklanıp duruyorlar memleketimin bir yanından diğer yanına. Gün olmuyor ki mide bulandıran yeni bir açıklama duymayalım. Bu açıklamaların sahipleri olan muhteremler sosyal paylaşım sitelerinde ve hatta televizyon kanallarında kusuyorlar düşüncelerini rahat rahat. Bunların en güncel örneği, öğretmen olacak bir sözde eğiticinin eşofman giyen kızlar ile ilgili olarak beyninden süzülen salyalardı.

Zannımca uçkurlu ve cinsiyetçi bir beyine sahip herkesin 24 saat gözetim altında tutulması gerek. Öyle deli, hasta raporu falan filan alıp sıyrılmamalılar işin içinden. Her tür salyaya karşı tesirli bir aşı yok ki! Olsa dükkân senin…

Kan Hükmünde Kararname: KHK

Son Kanun Hükmünde Kararname –ki, geleceğe yapacağı olası etki açısından Kan Hükmünde Kararnamedir kanımca- sözüm ona “terörist” eylemlere karşı eylemde bulunan vatandaşları korumak suretiyle ülkenin geleceğini garanti altına alacak. Toplumun kutuplaşmasına zirve yaptırmaktan öte bir getirisi olmayacağı kesin olan bu kararname, insanoğlunun müsait ortam bulduğunda içinde gizlenmiş bulunan şeytanı açığa çıkarmasına olanak sağlayacak bir suiistimaller cenneti yaratacaktır. Savunulduğu gibi sadece 15 temmuz’a ilişkin olması da onu aklamıyor zira anayasanın ve yasaların dikkat çektiği her eyleme karşı hukuk yolunun açık olması gerekir. Hukuk ve adalet, istisnasız her durumda ve ortamda ihtiyacımız olandır. Bunun aksi ise o hep korkulan anarşidir.

Bugün Suriye’de insan ölümlerinin sebebi olarak devlet terörünü gösterenlere insan öldürmenin çok farklı yolları oluğunu ve ilgili KHK’nın da bunun farklı bir nevi olduğunu hatırlatmak gerek.

Her gün kuyuya yeni bir taş atıyorlar… Çıkaracağız diye de garibim diğerleri beyhude uğraşıyor…

Kötü olsun, benim olsun

Biliyorum genlerimize işlemiş bir hastalık şu benden olanı kayırmak meselesi… Kan emici kene ya da bir kanser hücresi gibi zararlı bir gerçeklik bu bana göre. Geçenlerde duyduğum bir yaşanmışlık hem üzdü hem tiksindirdi beni; o nedenle yazıyorum… Olay özet ile şöyle: çeşitli sebepler ile velilerin şikâyetçi olduğu bir öğretmenin sırf müdürün istediği sendikaya üye olması nedeniyle görmezden gelinmesi ve ilgili sorunların da bu şekilde göz ardı edilmesi…

Üzüldüm… Ülkemin bu hâli için… Eğitimin içinde bulunduğu bu sendikalaşma sorunsalına mı yoksa mağdur zavallı öğrencilerin hâline mi yanayım;  insan olmanın bazen ne kadar sevimsiz olduğuna dair felsefi kafa yormalara mı dalayım bilemedim…

Kötü benden olmasın ya… Kötü, babam bile olmasın. Pirim vermeyin kötüye.

Her şeye rağmen

Şair demiş ya: “umut fakirin ekmeği, ye Mehmet, ye!” Aynen onun gibi umut edeceğiz bizde. Ümitlerimiz olacak 2018’den. Güzel düşüneceğiz ki, güzel olsun. Pozitif enerji yollayacağız evrene daha güzel bir ülke, daha güzel bir insanlık için…

Kısacası: 2018 hayırlı olsun inşallah! İyi seneler dilerim!

Sevgiyle!

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here