Mozart’ın “Saraydan Kız Kaçırma” isimli ünlü operası değil; Akepe zihniyetinin “mal kaçırması” bu! Bu akla ziyan zihniyet, halkın çoğunluk oyuyla seçilen belediye başkanı olan Ekrem İmamoğlu’na iş yaptırtmayacak ve bu suretle onu halkın gözünden düşürecek ya, kamu bankalarına el altından İBB’ye kredi vermeme talimatı verdiği gibi, bazı ilçelerde bulunan İBB’ye ait bir kısım bina, stadyum ve sosyal tesisleri de bedelsiz olarak –CHP’lilerin itirazları altında- Akepe’li ilçe belediyelerine vermiş.

Haberi yazan Cumhuriyet Gazetesi’ne göre, bu bir “mal kaçırma.” Aynen de öyle… Evet, bu bir mal kaçırma ama bunun daha da ötesinde, daha da derin. İşlerine gelince demokrasi, millet iradesi diye ağızlarında geveledikleri ancak aslında bir türlü hazmedemedikleri tüm demokratik değerlere ve vatana ihanetin ta kendisidir bu tür eylemler… Kendilerinin herkeste aradıkları ve her muhalife yapıştırdıkları asıl ihanet işte budur. Bu sadece İstanbulluların iradesine bir saygısızlık değil, sandığa, ülkenin kaynaklarına kısacası bu millete bir İHANETtir.

İş kilitleme uzmanları iş başında!

Yeniçağ Gazetesi’nin haberine göre, Akepe, içinde bulunduğu çöküşü durdurmak için bir formül daha bulmuş. Söz konusu formül, “yerele” odaklanmış. İktidar partisi, muhalefet partisinin belediye başkanları ile meclis üyelerini AKP’ye transfer etmek için kolları sıvamış.

Gazete haberine göre, bir Akepe yetkilisi, şu şekilde açıklamış bu formülün amacını:

“… Çoğu belediye meclisinde sadece 4-5 sayıyla çoğunluk bizde değil. Belediye meclislerinden de katılımlar sağlandığı zaman çoğunluğu alırız ve istersek belediye başkanının çalışmalarını kilitleriz.” 

Allah razı olsun bu “yetkili” kardeşimizden, ne kadar güzel niyetler ile çıkmışlar yola! Bir de söylüyor! Karşıt seçmeni geçtim, insan kendi seçmeninden utanır bunu ifşa ederken. İş kilitlemek, ne demek? O kıymetli popolarınıza temin ettiğimiz o “kıymetli” koltuklarınız, siz millete hizmet edin ve ettirin diye, iş engelleyin diye değil bayım!

İş kilitlemek suretiyle işlerini aksattıkların bu ülkenin vatandaşları, heba ettiğin para bu ülkenin parası, milletin vergisi, harcı. Saygısızlık gösterdiğin sandık; “milletin iradesini çaldılar” deyip tekrar seçime götürdüğün o aynı sandık.

Yani…

Asıl sen haddini bileceksin. Yoksa asıl seni kilitlerler bir gün.

Emmy, e mi?

Sanatının hayranı olduğum oyuncunun, o güzel sesli adamın, Haluk Bilginer’in Emmy ödülü tüm ülkeyi sevindirdi. Ama şu bir gerçek ki, Haluk Bilginer kazandığı Emmy’den önce de Haluk Bilginer olarak zaten çok büyük bir değerdi.

Ne olur, “yabancı” kaynaklı bir ödül kazanmadan ve de en önemlisi ölmeden önce değer verelim hakiki değerlere… E- miy?

Ne çektin sen be!

Sanat demişken, değer vermek demişken… Nedir heykeltraş Mustafa Aksoy ağabeyimizin bu ülkeden çektikleri? Abim, Ermeni Soykırımı’na atfen Kars’a İnsanlık Anıtı’nı dikti ama Cumhurbaşkanı “ucube” deyip de kaldırılmasını isteyince, anıtın kafasını kopartmak ile başlayıp tamamının icabına baktılar.

Ardından Hava Kuvvetleri’nin isteğiyle 100. Yıl Anıtı’nı yapan heykeltıraşın bu eseri de askeriyede malum “temizleme” operasyonu, komutan değişiklikleri vesaire derken, 2011 yılından bu yana açılmayı bekliyormuş.

Açıl susam açıl!

Zor görünüyor. Zira şifreyi sadece bir kişi biliyor.

Mustafa abim, valla ti-ye almak değil, tam tersine: ne çektin be abim sen şu ülkeye bir şeyler dikeceğim diye! Yazık sana, vallahi yazık!

Önce Türkçe öğrenelim!

Yeni Akit Gazetesi yazarlarından Hüseyin Öztürk adında bir ağabeyimiz, geçenlerde günün anlam ve önemine dair “Kadın, merhamet ve şiddet” başlıklı bir yazı kaleme almış ve ilgili yazısında kadına uygulanan şiddet ile “namus, hayâ, edep, eden bulur…” türünden kavramları bir arada kullanıvermiş.

Yazısında, “… Bir kere kadına şiddet konusu öyle çetrefilli bir şey ki, ne devletin ilgili kurumları ve kişileri, ne ehli vicdan kimseler, kadın ve şiddet hususunda hakikatleri söyleyemiyorlar.”

… şeklinde bir cümle kurmuş olan ağabeyimizin fikri ve de zikrinin devamını okuyunca ve de yazdığı gazeteye bakınca şaşırmıyorum ancak… Kalem oynattığı gazetenin ulusal çapta ve okuyucusu bol olanlardan biri olduğunu düşünürsek, yazısında Türkçe’nin içine edilmiş olması şaşırttı beni. Zira yazıda, ne-ne takısı kullanılan cümlelerin olumlu bitmesi gerektiği şeklindeki altın kural göz ardı edilmiş.

Sizin zihniyetiniz size, benim zihniyetim bana da, Türkçe’ye saygı beyler bayanlar!

Ucuz televizyon dizilerinin hata dolu senaryolarını es geçiyoruz ama ulusal gazeteleri es geçemeyeceğiz, kusura bakmayın!

Yalancının mumu…

TÜİK’e göre, “2002’de 41 milyon 196 bin hektar tarım arazimiz varken, bu oran 2018’de 37 milyon 817 bin hektara” düşmüş. Oysa reisimiz Erdoğan, “buğday üretiminin yüzde 112 arttığı”nı öne sürmüş. Gelgelelim TÜİK’e göre, 2002’de kişi başına düşen buğday miktarı 294 kilo iken 2018’de 244 kiloya gerilemiş. 2019’un ilk 9 ayında 6.5 milyon ton buğday ithalatına 1.5 milyar dolar para ödenmiş. AKP buğday ithalatında rekor kırmış!

Ben anlamadım… İkisinden biri doğruyu söylemiyor… Neyse yatsıya kadar sönen mumdan anlarız herhalde!

Dipsiz kuyularda merdivensiz kalasınız e mi!

Siz, yani tüm suç ortakları…

Gümüşhane’nin Taşköprü Yaylası’nda bulunan ve 12 bin yıl önce oluştuğu söylenen doğa harikası Dipsiz Kuyu’nun, o güzelim doğal gölün içine ettiniz el birliğiyle. Orada define arayan da, o arama iznini veren de, bu aramayı denetlemeyen de, denetleyip görmezden gelen de, rezilliği görüp susan vatandaş da…

Şimdi akılları başlarına gelmiş birilerinin: yeni bir yönetmelik çıkartmış kıymetli yöneticilerimiz. Artık define aramada ÇED (Çevre Etki Değerlendirmesi) Raporu istenecekmiş define arayacak olanlardan…

Kardeşim, ben ÇED Raporu’nu bundan 30 yıl önce, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde taptaze, çiçeği burnunda bir öğrenciyken duymuştum sevgili Ergün hocamdan, siz koca koca adamlar güya ülke yönetiyorsunuz, duymadınız mı bugüne kadar?

Şimdi doldur bakalım taşıma su ile… Güya eski haline döndürecekler… Ha hay!

Taşıma su ile değirmen döner mi? Doldurun şimdi, ailecek yüzmeye gidersiniz artık hafta sonları…

He bir de, bu rezil talan “arayanı için” mutlu sonla bitti mi, ne buldular, ne çıktı? Ben duymadım, duydunuz mu siz? Arayan, buldu mu Mevlâ’sını yoksa…?

Valla, yatacak yeriniz yok.

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın, Münir Nurettin Selçuk tarafından bestelenmiş güzel bir şiiri vardır ya hani: “ Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” diye…

En dipsiz kuyularda merdivensiz kalasınız, e mi?

Ama okuyucularım sağlıcak ile huzur ile kalsınlar!

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here