ŞARKILAR
Barış Manço dinliyorum: “KOL DÜĞMELERİ” diyor… Ve ruhum mâziye doğru bir yolculuğa çıkıyor… Ne güzel bir şarkıdır bu hem güftesi hem müziği ile… Ne güzeldi, birlikte büyüdüğüm şarkılar… Anlam, derinlik, nezâket, hüzün, rahatlama var onlarda… Galiba ben en çok Erol Evgin’i ve onun “İŞTE BÖYLE BİR ŞEY”ini sevdim… Ne zaman akşam vakti ışığı yanan bir evin önünden geçecek olsam, “ GEL SEN NE ÇEKTİĞİMİ BİR DE BANA SOR” hep gıdıklar beni. Hani “evlerin ışıkları tek tek yanarken bendeki karanlık” var ya… İşte o ev bana gizliden gizliye şöyle seslenir: bak, ben o şarkıdaki evim… Haydi, söyle; bir de bana sor, de; haydi! Kaçımızın “ AĞLARKEN İÇİ, GÜLDÜ GÖZLERİ” ve saklamadık ki bir şeyleri? “UNUTAMA BENİ” demedim hiç kimseye ama bu şarkıyı da hiç unutmadım… Ne güzeldir Esmeray’ın o buğulu sesi… Ve “ ARKADAŞ”: hani bir kıvılcım düşer ya önce, düşer de büyür ya yavaş yavaş. Hani bir bakmışız volkan olup yakan, boşluğunu kimsenin dolduramadığı o duygu var ya… Her sevincinize ve de kederinize ortak olan bir arkadaşınız varsa eğer, yollarınız ayrı düşmüş olsa bile yanınızda olan; ne mutlu size: dünyanın en zengini sizsiniz, hiç şüpheniz olmasın! Bir insan ömrü o kadar uzun değil aslında, neden bu kadar zor o zaman el ele yürümek bir ömür boyu sevdiklerimizle? Erkin Koray’ın dediği aynıyla bâki: “ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ” oysa. Her akşam camının önündeki yoldan geçmekte olanlar, gün gelir geçmez, geçemez olurlar artık… O yüzden elindekilerin kıymetini bil; sımsıkı sarıl onlara… Nerededir şu “MALABADİ KÖPRÜSÜ”, var mı bileniniz? Gitsem, bulsam; benim öyküm de orada başlar ve yine orada biter mi? Sanki hiç başlamamış öykülerim var benim. Var mı ki?

“ANLASANA” derdi ya İlhan İrem, ne çok şeyi anlatamadık ve ne çok şeyi anlayamadık şu hayatta… Ne çok eksik kalmışlıklarımız, yarım bırakmışlıklarımız ve hatta hiç başlayamamışlıklarımız var; ne çok… ANLASANA… Ama yine de “ BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN, ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA”… Ağladığın duyulmasın, gönül aldırma… Kolay da değil ya, eşkiya ayakların vücuda baş oldukları şu yamalı dünyada aldırış etmemek ya, neyse… “EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ” diyordu Edip Akbayram… Diyordu da, köprübaşlarını sarmaya devam ediyor eşkiyalar, Deli Dumrullar çalıyor Tanrı vergisi yaşamlarımızdan. Dünya vıcık vıcık göz yaşı…

Ne güzel olurdu gelgelelim, “ BİR DE ŞU RÜYA GERÇEK OLSA!” Yesek yesek kilo almasak, yanız ölmese yaşlılar, büyümese çocuklar anasız babasız, ölüm ayrılığında salınmasak dipsiz kuyulara… Hiç anlamadım bugüne kadar hâlâ, ne anlama gelir “ HONKİPONKİTORİNO” ama ne güzeldi dinlemesi; hâla daha dinlerim ve hâlâ daha anlamış değilim; anlamak da istemiyorum ki! Yeliz’in dünyasına gelince, o hep aynı, değişmedi: “SEVEN SEVENE”… Ne de olsa “ Bu dünyadaki en mutlu kişi sevmeyi bilendir”… Aşk, 7’den 70’ine insana, çiçeğe, kediye, köpeğe… Ne de olsa sevmek bizi insan yapan; dünya kuruldu kurulalı bu böyle. Ve tabii “ üzen üzene”, “ ölen ölene” de bir dünya bu: hatalarından ders almayan insanoğlunun birbirini yok etmesi üzerine kurulmuş kâbus senaryolarının sergilendiği bir fâni sahne… “Gün gelip gökteki meleklere selam” verene dek, harala gürele, zor ama yine de yaşanılası bir dünya bu işte. Tek gerçek ise şu: “ Çok kısa ömrün. Sev çünkü sevmek en kolay.” Sonrasında Füsun Önal gibi, “ AH NEREDE VAH NEREDE” dememek için, siz siz olun size sevgisiyle dönmüş yüreklere sahip çıkın! Ne kıymetli imiş meğer “ BİR DAKİKA” bile sevince… Ne güzel olurdu yürekten inanmak Asuman Maralman gibi: yürekten istemek ve ötesini düşünmemek ve de “OLUR OLUR BAL GİBİ OLUR” deyivermek gönül rahatlığıyla… OLUR OLUR aydınlık bir Türkiye, mutlu, gülen insanlar, her yerde sanat, her köşede edebiyat, liyakâte hürmet, âdil bir düzen, tok insanlar, eğitimli çocuklar, savaşı olmayan kavgasız bir dünya, hastalıksız bedenler, ırkı ve dini ve dili ile ayrılmamış ve “insan” olmak ortak paydasında birleştiğimiz bir yaşam… BAL GİBİ OLUR… Saydınız mı hiç “KAÇ YIL GEÇTİ ARADAN” en sevdiğiniz dostunuzun omuzuna elinizi koyuşunuzun? Şu “hey gidi dünya”da hesabınızı iyi yapın ve “ bundan böyle düşünerek adın adımlarınızı” ki, “mutluluktan yana” alın payınızı… Eğer, “ YANIMDA KAL” dediğimiz biri yoksa şu yaşamda Alpay gibi, galiba eksiğiz biraz: bestesiz bir güfte gibi, yapraksız bir dal gibi… “HAVA NASIL ORALARDA?” diye merakla sorduğu dostları olmalı insanın… Benim var oralarda, ötelerde; ne kadar şanslıyım… AYNALAR bir gün bizi “eyletmeden, söyletmeden, ağlatmadan” önce, yani geç kalmamak için güzelliklere, keşke dememek için sahip çıkmalı sahip çıkılması gereken her şeye: aşkımıza, annemize, babamıza, kardeşimize, komşumuza, doğruyu söyleyen mahallenin delisine, mazluma, aça, hastaya, sanatçımıza, bu güzel Cumhuriyet’e… PALAVRA olmadan hayatımız yani o SESSİZ GEMİ’ye binip de gidenlerin asla geri gelmediği sonsuzluğa çıkmadan önce VER KARDEŞİM, ELİNİ VER BANA…

“Biz yolcu iken, onlar hancı değil miydi bazen? Şimdi bizi kurtar bakalım ey söz dinlemez, laftan anlamaz “GÖNÜL”. Demedim mi ben sana? Ama sen raporlu bir DELİSİN, DELİSİN anlamazsın ki laftan… Kimi zaman, ben de yabancı bir rüzgâra “BANA ESMEYİ ANLAT” dedim: Ey dağdan dağa, tenden tene savrulan rüzgâr, bana esip geçmeyi anlat… Savaş, top, tüfek, kan, gözyaşı arasında boğulmakta olan bir çocuğu kollarından kapayım ve masallardaki o huzur diyarına eseyim… böylece küçük bedenleriyle insanlığımızı haşince kıyılara çarpan Galip’ler olmasın bir daha… Nil Burak gibi “SUS”sa bazen herkes ve her şey: boş konuşan, öfke kusan siyasetçi, cırcır böceğinin sesini örten korna sesi, karısına söven bir adamın öfkesi… TT olmasın artık suçüstü çocukluklar… Sus’sun bazen büyükler, büyümüş ama olamamışlar, hamlar…

Tüm bunların sonunda, “FESUPHANALLAH” demek ve evrene pozitif bir enerji yollamak lâzım şimdi şarkılardan: “ Bize de bir gün kader güler, güler inşallah!” Heyhat, insanlığımıza da kader güler, güler inşallah…

Bir “kol düğmesi” nerelere getirdi beni, bak! Bu şarkılar benim annem, babam, geçmişim, tarihim, Türkiye’m… Televizyonda müzik programı dinlediğim bir çocukluk hatıramda, şu anda ölüm döşeğinde yatmakta olan dedemim, İlhan İrem’in saçlarını beğenmeyişi ve kızışı saklı onlarda! Ne çok şey gizlidir şarkılarda görünürlerinin yani zahirlerinin ötesinde: bir ben var onlarda, onlardan içeri!

Efkârlandım bak… Neler biriktiriyor insanoğlu şu ufacık yüreğinde…
Kalın şarkılar ile!

Not: Bu arada müzik, güfte demişken… SERZENİŞ isimli kısa öykülerden oluşan kitabım ile huzurlarınızdayım! Kitap, Matbuat Yayın Grubu’ndan çıkıyor. Dileyenler SERZENİŞ’i şu siteden edinebilirler: www.matbuat.com.tr
Şimdiden iyi okumalar!

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here