Merhaba benim güzel, melek bebeğim;

Bu sana onca aradan sonra ikinci kez merhaba deyişim. Çünkü baban dedi ki:

-Sadece sen üzülmedin!

Biliyordum aslında… Ben, biliyordum; Elbette onun üzüntüsü de büyüktü. Fakat bazen insan kendi başına gelenle ilgileniyor. Kendi acısını herkesin acısının üstüne koyuyor. Bir de bu nasıl bir dünya ise erkekler burada biz kadınlardan biraz daha ketum bazı konularda, özellikle duygusal konularda… İçlerinde yaşıyorlar acılarını, sevgilerini, mutluluk ya da umutsuzluk kokan anlarını… Çünkü ‘Erkekler ağlamaz’ demiş zamanında biri… Duygularını belli etmez… Baban da onlardan biri… Daha iyisi… Öyle olmasaydı, benim kocam, senin baban olmazdı.

Ona senin geleceğini söylediğim ilk anda, gözlerindeki ışığı görmeliydin… Tıpkı benim gözümdekine benziyordu. Bir an yüzü endişe ile doldu, bir an gülümsedi, bir an tüm vücudu sanki dondu. Sonra o esmer yüzü aydınlandı yine, neşesi sağ yanağındaki çukurdu. Acaba senin de yüzünde o muazzam gamzeden olur muydu? Aniden ciddileşti ve bana sordu;

-Emin misin?

O an bir, bir anlattım sana dair hislerimi, senden yana tüm belirtileri… Tuttuk doktorun yolunu… Kanım alınırken kapının ağzında duruyordu. Bir yüzünü görüyordum, bir sırtını… Bir iki kez de profil duruşunu.  Sonra elimi tuttu. Öylece bekledik. Göz göze geldik sıklıkla… Sonra o bembeyaz kâğıttaki varlığına baktık. Sen gerçeğimizdin. Bizdin. Bana tekrar baktı, yaklaştı ve sıcacık sarıldı. Gözünde sanki yaş vardı.

Bu üçümüzün ilk kucaklaşmasıydı. 

Kurduğu hayallerden hiç bahsetmedi bana ama senin geleceğin için kolları sıvadı. Söylemiştim sana bizim için zor zamanlardı. Bir çıkış yolu bulmak için dört bir yana saldırdı. Umudu senden yanaydı.  Şartların bir an önce iyileşmesi gerekiyordu. Elbette sırf senin içindi her şey… Yoksa bizim hayatımız yuvarlanıp gidiyordu.

Adın ne olsun diye uzun sohbetlere koyulduk. Sürekli birbirimize itiraz ediyorduk. Hırslanıyorduk önce, sonra gülüyorduk. Derken aylar geçti… Bir gün, karanlıkların en koyu günüydü, sen gittin.

Senin gidişinle biz kaybolduk.

O günden beri geçen günlerimizin her günü hep biraz karanlık… Karanlığın asıl adı yokluk…

Yüzünü bile görmedik, kokunu bile duymadık. Ama seni öyle özlüyor, öyle seviyorum ki… Sadece ben değil bebeğim, baban, o da seni seviyor. Cennetteki rahatlığın için sana her gece dua ediyor. Başka bir çocuğun gözüne bakarken senin hayalini kuruyor. Şu an kaç yaşında olacaktın? Hesabını yapıyor.

Baban seni özlüyor bebeğim.

Sana babandan selam getirdim.

Onu biraz da olsa tanı istedim. O ne senden vazgeçti ne de benden…

Bir adam için de zordur bebeğini kaybetmek hele başka bebeğinin olmamasına razı gelmek… Duygularını derinlere gömerek, acısını içinde yaşayıp hiç belli etmemek… Soyuna sevdiği kadın yüzünden, sırf aşkı için yüz çevirmek. Dağılan bir anneden daha güçlü durabilen kişinin adı babadır yavrum. Ve diğer adı iyi bir koca. Şunu sakın unutma:

Senin baban cesur bir adam bebeğim.

Seni cennette ilk bulan belki de o olur, öyle iyi biri ki… Biz cennetin güzel bahçesinde kuracağız ailemizi. Sevinç çığlıklarımızla kucaklayacağız birbirimizi… İnanıyorsun, inanıyorsun bana değil mi?

Bebeğim umutsuzluğa kapılma, baban daima yanında,

O, kendi dünyada, kalbi cennette olan bir baba.

Babalar Günü’n kutlu olsun aşkım.

Babalar, şimdi lütfen gidin ve yavrunuzu kucaklayın. Onu sevin, koruyun ve kollayın.

Ve siz evlatlar, şimdi lütfen gidip babanızı kucaklayın. Onu sayın, koruyun ve kollayın

Bebeği cennette olan tüm babalar için…

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here