Merhaba sevgili okurlar! Yıllar önce yazdığım bir şiir var bu sayıda…

Binbir heyecanla lanse edilen ancak bundan aylar önce “dalış turizmine katkı sunmak amacıyla” denizin dibine gömülmesi planlanan tarihi Paşabahçe Vapuru’nun anısına gelsin! Bir söz vardır bilirsiniz, “Türk gibi başla, İngiliz gibi bitir” der. Büyük heyecanlar ile başlarız da, nedense sonunu getiremeyiz ya da getirmeyiz ya bazı şeylerin, işte o tür durumlar içindir bu söz… Tarihi Paşabahçe Vapuru’nun akıbeti bana bu sözü hatırlatıyor.

EMEKTAR VAPUR

Kadıköy’de o hep bildik iskele
İskelede aklar düşmüş yaşlı bir vapur.
Kalabalık doldurup boğazına Kadıköy’den
Kusmakta onları Beşiktaş’a;
Sabahın doğuşundan akşam her ölüşüne
İnsan seline ağır ağır refakat etmekte.

Ayrılık bir mavilikse
Bir koşuda bitiremediğim;
Emektar vapur
Yakadan yakaya salına salına
-Alışkanlığıyla yılların ritüelinin-
Hamarat terzi ustalığında
Dikip duracak bu maviliği
Beyaz köpüğüyle.
Teğel tutacak elleri
Bir Kadıköy bir Beşiktaş arası.

Ayrılık bir sigara içimi,
Martıyla paylaşılan simidin bitimi kadar kısa.
Vapur nazlı nazlı yanaşacak kıyıya,
İskele alışmış bu kavuşmaya
Heyecansız;
İskele babasını gıdıklayacak halatlar.
Martılar yedikleri lokmanın hatırına,
Uğurlayacaklar gidenleri,
Göz uçlarıyla süzecekler yeni gelenlerin ellerini,
Yeni lokmalar umuduyla.

Emektar kaptanına aşkından mı,
Boğaza tutkusundan mı bilinmez,
Son gücüne değin
Kadıköy Beşiktaş arasında
Süzülecek
Muradına ermemiş gelinin tükenmez umuduyla emektar vapur.

Gün gelecek dikiş tutturamayacak elleri,
Utanacak Marmara’dan
Emektar kaptan da son selamını çakmış, gitmiş
Anlayacak
Bitmesi yakındır mesaisinin.

Bayramlarda süslendi tel tel,
Alaca fenerlerle donatıldı
Bir düğün coşkusunda, şen.
Yakaladı kaptanın o çapkın bakışını.
Bir gazi oldu bazen,
Elif kadının yetmesi gibi kağnısını
Cepheden cepheye,
Bayrak çekildi direğine
O kendisini Nusret sandı,
Gururla salındı.

Boğaz
Ona ilk dokunduğu günkü maviliğinde.
Martıların sülalesini tanıyor şimdi,
Sayabilir her birinin seceresini.
Vefalı yolcuları da oldu,
Unutmadılar adını
Seçtiler onlarca benzerinin arasından,
Tanıdılar adını.
‘O işte’ dediler.

Ey martılar!
Hükmüm denizlerde geçerdi benim.
Bilirsiniz değil mi
Bağrımdan atılırdı lokmalarınız?
Siz de onları iştahla havada kapardınız.
O zaman da uçardınız böyle tepemde.
Nedir bu aceleniz,
Neden dönmezsiniz eskisi gibi başımın üzerinde?
Kalmayınca sunulacak ekmeğim,
Sohbetim de mi kalmadı sanırsınız?
Karada bir hiçim, bilirim.
Paramparça edecekler.
‘Hurda’dır yeni adım.
Bir bir parçalanacak
Üzerimde oturulan sıralarım.
O sıralar ki,
Nice sabırsız ayaklar titredi,
Nice gözler gizli gizli ağladı,
Nice içler çekildi.
İlk buluşma heyecanları,
İhtilal uğultuları,
Nice seçimler,
Ne idamlar tartışıldı üzerlerinde.
Sıralarım şimdi heyecansız,
Ben şimdi misafirsiz.
Ben şimdi heyecansız.

Martılar,
Ne vefasızsınız.
Islak ıslak konun da üzerime
Getirin Boğaz’ın kokusunu ne olur.
Onurlu bir general gibi,
Cephemde ölmeliyim ben de.
Götürün beni mavinin üstüne,
Ateşe verin,
Yanayım, yanayım.
Çocuklar alevlerimi fener alayı sansınlar,
Coşsunlar, coşsunlar.
Onlar coşsun, ben de coşayım.
Son yolculuğum mavinin üzerinde olsun ne olur.
Beni mavisiz koymayın.
Onurlu bir general gibi
Cephemde yolculuğa uğurlanayım.

Sevgiyle ve şiirle kalın!

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here