Ve bu tımarhaneyi de hastalar yönetiyor!

Ülke koca bir tımarhaneye döndü ve ne yazık ki yönetimi de hastalar ele geçirmiş!

Ancak… işleri bu raddeye getirmiş olmanın vebali hepimizin. Neden böyle oldu da bugünlere geldik diye kendimizi sorgulamamız ama bu sorgulamanın sonunda geçmişten ders almamız lâzım.

Sonuçta, delilik de bulaşıcıymış! Oynatmaya az kaldı!

Bu ülkede her sabah saçma sapan, akıllara ziyan, hakaret ve ötekileştirme dolu açıklamalara uyanıyoruz.

Nerede bir cehalet, nerede akıl- hafsalanın almayacağı açıklamalar var, yandaş abilerimden, ablalarımdan geliyor. Okumamışı değil sadece, okumuşu da bir. Gözü kör eden “aşk” nelere kadirmiş Yarab! Akıl bırakmıyormuş adamda.

Örneğin,

“Suyu bu şehre biz getirdik” diyebiliyor koskoca İBB Belediye Meclisi’nde ya da gözleri görmeyen bir engelli vatandaşa, “sana iş vermişiz daha ne yapalım?” diyebilme cüretini gösterebiliyor,

“Sel riski varsa, üst kattaki komşunuzda kalın” diyen de 9 aylık, biz de!

Kürt sorununa çözüm hayaliyle, “ikinci eşlerinizi doğudan alın” diyen de var, Erdoğan’ı ikinci peygamber olarak nitelendiren, hatta ona dokunmanın ibadet olduğu açıklamasını yapıp kendisine “ Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider” yakıştırmasını yapanlar da…

“Oyunu akepe’ye ver cennete git” diyebilme cüretini gösterdiği için aslında geçmiş hayatında Cennet’te muhtarlık ikamet defterini tutmakla görevli bir memur olup da sebebini bilmediğimiz bir nedenle maalesef şu rezalet yeryüzüne inivermiş olduğunu tesadüfen öğrendiklerimiz de içimizden birileri…

Bu abi ve ablalarımızın her sarf ettikleri saçmalığı günü gününe bir deftere kaydetmek gerekirdi ne yazık ki. Malum; unuttuğum o kadar çok şey var ki…  Sonuçta balık hafızalıyız beşer olarak… Ama şu kesin: Akepe ve yandaş saçmalıklarını kitap yapsak, koca bir ansiklobedi olur.

Kadınların işi daha zor bu ülkede

Sonuçta cennette huriler bize değil, erkeklere vaadedilmiş ve abilerim 4’e kadar karıyı ve de üstüne üstük sınırsız sayıda cariyeyi dünyada iken alabiliyorlarken, Hz.Peygamber’in gömülmekten kurtarıp omuzlarının üstünde taşıdığı biz kadıncıkların canları cehenneme! Zaten cennete de gitsek, bize huri de, Nuri de yok!

Bu yetmezmiş gibi, içinde yaşadığımız bu fani beden ayrıcalıklı doğmuş erkek haşmetmeaplarımızın açıklamalarıyla hepten azap çekiyor:

Kadına şiddetin abartıldığını söyleyenler, makyaj yapan kadını kaportası dökük araca benzetenler, kadından anneliği çıkartırsanız geriye kutsal bir şey kalmaz bahtsızlığında açıklamada bulunanlar, bir insan evladı için, “o kadın, kadın mıdır, kız mıdır?” diye sorup bel altından kimlik tespiti yapmaya kalkanlar, “anneliği red eden” kadına “yarım” yaftasını yakıştıranlar…

“Kocasını bırakıp” tatile giden kadınlar için, “direği gördüğünde dayanamayan kadın” nitelemesi yapanlar yani onları striptizciler ile eş tutanlar (ki, striptizciyi de küçük görmeye kimsenin hakkı yok!)… Kimse bakire olmayan bir kızla evlenmek istemez deyip tecavüz edilen kızın tecavüz nedeniyle tecavüzcüsüyle evlenmesi gerektiğini savunanlar, kadına “ iz bırakmadan” dayak atmanın mübah olduğunu ileri sürenler, kadınlar iş aradığı için işsizliğin arttığı çıkarımında bulunanlar, örtüsüz kadını perdesiz ev ile benzer tutup “perdesiz ev ya satılıktır ya kiralıktır” deme cüretini gösterenler, yılbaşı ertesindeki taciz haberlerini okumanın hoşuna gittiğini belirtip alttan alta yani subliminal olarak, “ eğlenceye giden ey kadın, sen bunu hak ediyorsun, beter ol!” mesajını vermeye kalkışanlar, aklın sıra kürtaja karşı çıkıp bunu, “anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün” şeklinde dile getirenler, TBMM kulisinde uykulu haldeki fotoğrafını soran kadın gazetecilere “ben de sizin bacak aranızı çekip gazeteye bastırsam” savunmasını yapanlar…

Hamileyken sokağa çıkmamızı istemeyenler, kahkaha atmamızı eleştirenler… Artık kadın erkek eşitliğinden ne anlıyorlarsa, “kadın erkek eşitliği fıtrata ters” fetvasını verenler…

Yani, kısacası, bu memlekette kadın olmak çok daha zor. Az buçuk düşünen, sorgulayan biriyseniz, içtiğiniz sakinleştiricilerin dozu bu nedenle hep yetersiz kalacaktır.

23 haziran’da belediye başkanı seçmeyeceğiz ki!

Tüm bu nedenlerle söyleyeceğim şu ki:

Biz, dayatılmış bir seçim olan 23 haziran’da İstanbul belediye başkanını seçmeyeceğiz: tüm bu basitlik ve iğrençliklere isyanımızı dışa vuracağız. Bir belediye başkanı ne yazık ki ülkeyi içinde düştüğü bu seviyesizlik girdabından tabii ki çıkaramaz ama umut olacak bize. “Değişim olanaklı, tekrar yükseliş mümkün” mesajı verecek bize. Yani biz, umuda oy vereceğiz.

Ve şu da bilinsin ki, kim olursa olsun ben bir ölümlüye tapınmayacağım yandaş kafanın yaptığı gibi. Ola ki, İmamoğlu yanlış yapacak olursa, ilk eleştiriyi benden alacak.

Evet, İmamoğlu uçan tekme de atabiliyor!

Ünlü ve yandaş bir gazeteci geçen günkü köşe yazısında, İmamoğlu’na gösterilen sevgi seliyle şoke olmuş olacak ki, eleştiride bulunmuş ve İmamoğlu’na atıfta bulunarak, “ maşallah süper kahraman; uçan tekme de atabiliyor mu?” diye sormak suretiyle aklınca dalgasını geçmiş. İmamoğlu’nun bir proje olduğu açıklamasıyla da klasik türdeki o klişe algıyı yaratmaya çabalayan bu üstadımız, Beylikdüzü belediye başkanlığı yapmış olması hasebiyle de kendisine “ varoş dayısı” yakıştırması yapmayı uygun görmüş.

Valla Beylikdüzü varoş mudur, değil midir, bilemem; bunu Beylikdüzlülerin kendilerine sormak lâzım. Ama bildiğim bir şey varsa, dayılık hem de kabadayılık yapmakta senin savunmuş olduklarının üstüne yok sayın Ardıç! “Ananı da al da git” diyen benim dayım değil, senin dayındı. Sokak ortasında vatandaş tekmeleyen senin dayılarının adamıydı, “ya millet ya zillet” diyen de, “taraf olmayan bertaraf olur” diyenler de senin dayılarındı ama sen ne yazık ki başka dayı arayışı içindesin.

Sıkıldık…

Senin anlayacağın, biz kabadayılıktan sıkıldık. Bağırış çağırıştan, sen-ben’den, her gün terörist ilan edilme riskinden, her gün aşağılanmaktan, ilkokul düzeyi altı konuşma ve açıklamalardan, bizzat kendimizin değil de, sanki bizim emrimizdeymişler gibi yedi cet atalarımız ya da yaşayan akrabalarımızın yaptıkları ya da yapmadıklarından dolayı suçlanmaktan, karalanmaktan… SIKILDIK! Sıkıldık, düşünmemeye zorlanmaktan, konuşmaktan, yazmaktan ve çizmekten korkar olmaktan…

Ekrem İmamoğlu kazanınca tebrik mesajı yazdı diye Yunan basınını delil göstererek, İmamoğlu’nu kendince karalamaya çalışan zihniyetin, “keşke Yunan galip gelseydi” diyen bir fesliye tapınıyor olmasının çelişkisinden de ve bu ve buna benzer nice çelişkiyi algılamak istemeyen – ben diyeyim şeytanca art niyetli, siz deyin kafası az basar- yönetici tiplemeleriyle sürekli muhatap olmak zorunda kalmaktan da sıkıldık…

Ekranlarda siyasi skeç görememekten… Seviyesiz gazetelerden ve seviyesiz gazetecilerden de, adaletsiz, yandaş hâkiminden, savcısından da, bankamatik memurlarından da, partizan sendikacılıktan da, üretmeyen ama hep yandaş doyuran ekonomisinden de, kanmaya, kandırılmaya hep hakkı olan ama vatandaşına bunu çok gören siyasetçisinden de, minarelerin süngü olarak kullanılmasında da… Çok ve boş konuşulmasından da, gürültüden de ÇOK ama çok sıkıldık…

Sıkıldık…

Küçük kızlar Alamanya ister tabii! Büyükleri de istiyor!

Ekrem İmamoğlu tekrar seçilir, seçilmez; bilinmez. Doğrusu o ünlü minare-kılıf atasözümüz dolayısıyla ben karamsarım biraz. Ama enseyi karartmak yok, yola devam! İmamoğlu’nun araladığı ışık huzmesi sen-ben ayırımının olmadığı, kimsenin ama hiç kimsenin dışlanmadığı, her ortamında bağırış çağırışın değil, yumuşak sözlerin ve de en önemlisi saygının egemen olduğu bir Türkiye hayalimizi pekiştirdi bir kere…

Geçtik büyüklerini, küçücük kızlarının bile başka bir ülkede yaşama hayali kurduğu bir ülke konumundan çıkmanın başka bir yolu yok zira!

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here