Tarih bu topraklarda başlar. Ve topraklarda da güzel uygarlıklar kurulmuştur. ’’Göbeklitepe’’ kazıları bunu çok güzel betimler. Bu topraklarda 197 uygarlığın kurulduğu yazılardır, irili ufaklı.

ADİE (İDE), Olimpos ve daha sonraları Kaz Dağları ismini alan bu dağ, Truva Savaşı’nda, Zeus’u, Hera’yı, Afrodit’i ve Apollon’u ağırlar; yüksek dorukları, o savaşın karargahıdır, Homeros’un betimlemesiyle. 1934 yılında da Atatürk, İran Şahı Pehlevi’yi, Balaban Köyü(Balaban Dağıdır)  tepelerinde konuk eder. Çoban ateşini yakar. Nedeni ise oradan tüm Çanakkale Boğazı’nın ve savaş alanlarının görülmesidir.

Belki de Şah’a emperyalizmin istilacılığını ve acımasızlığını göstermek istemiştir, uyuyan toplumu adına; Mustafa Kemal…

14 Haziran 1934 yılında; Atatürk tarafından kurulan Maden Teknik Arama (MTA) Enstitüsü ve ETİBANK varken, dünyanın her tarafından gelen: Amerikalısı, Kanadalısı, Hollandalısı, İngilizi, Almanı, Fransızı, Çinlisi, Japonu, Bulgarı, Yunanı, İsraillisi, Hintlisi, Singapurlusu, Korelisi ve hatta Virgin Adalarından ve Karayiplerden gelip ülkede maden ararlarken; Türkiye’de MTA niçin iş başında olmaz? Etibank ise niçin kapatılır?

Atatürk’ün niçin sevdirilmediği, ders kitaplarından çıkarıldığını, hala anlamadınız mı?

Büyük önder Gençliğe Hitabesinde ne der hani? ‘’… memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.’’ Sınıflarda: Türk Bayrağı, Atatürk resmi, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe olmazsa olmazımızdı. Bunları görmeden, anlamadan, mezun olmuşuz demek ki…

Kaz Dağlarında yaşayan köylülerden bir vatandaşın verdiği röportajda: ‘’Eskiden devletimiz ormanları korumak için bize ceza yazardı, şimdi biz ormanı devletimizden korumak için direniyoruz.’’ Demek ki o dediği zamanlar, devlet, malına sahip çıkıyormuş. Anadolu’nun her tarafından gelen duyarlı ulusalcı yurttaşlar; Kaz Dağlarına çadırlarını kurmuş, hem de ‘’su ve vicdan nöbeti’’ kuruyorlar. Espri de olsa; ‘’eylem köy’’ ve ‘’diren köy’’ adlarını vererek, mahalleler oluşturmuşlar, muhtarlarını seçmişler, mahalleye yeni gelip çadır kuranlara da; ikametgah belgeleri veriyorlar. Ne içtenlik, ne güzel: Barıştan, kardeşlikten yana atılan adımlar. Bu seçilen muhtarlara, terörist gözü ile bakılmaz inşallah… Bu yeni oluşan mahallelerin insanlarının ihtiyaçlarını da Çanakkale Belediyesi karşılıyor.

AKPli Çanakkale milletvekili Jülide İskenderoğlu, Çanakkale valisi Orhan Tavlı ve muhtarlar bir araya geliyorlar; vekil İskenderoğlu toplantıda: ‘’Ormanları kesen hiçbir firma değil, kesen bizim devletimiz; orman müdürlüğümüz. Hiçbir şey kontrol dışında gerçekleşmiyor. Bugün kağıdı kullanıyorsak, ahşap masada yemeğimizi yiyorsak, aslında bunlar da bu kesilen ağaçlardan yapılan ürünler. Çanakkale’nin her ağacı bizim için kıymetli. Kesilen ağaçların yerine 3 milyon ağaç dikiyoruz. Kesilenleri söylerken, kimse dikilenleri söylemiyor.’’

İlk defa ağaç katliamını meşrulaştıran, göze, kulağa hoş gösteren masum ve mağdur edebiyatı tarzında bir beyanatı okudum ve okuyucularımla paylaşmak istedim. Bu yazılar, ormanlık ve ağaç tarihinin de resmi belgesi olur inancındayım.

Bu sözler Anadolu’nun her tarafından gelen: İstanbul, İzmir, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Kars, Bitlis, Diyarbakır, Kastamonu, Malatya, Muğla hatta Almanya plakalı arabalarla gelen, 25-30 bin kişinin sesi karşısında, sessiz bir söyleşiden öteye de gitmedi. Akın akın geldiler Anadolu’dan: Ayder Yaylası’ nın ve Fırtına Deresi’nin suyuna, kuşuna, kurduna, yaylasına…

Bunlar da yetmiyormuş gibi ayrıca Altınoluk, Akçay, Güre, Küçükkuyu ve diğer beldelerde de izinsiz veya izinli gecekondu yapılaşmalarla; dağın eteklerinden tepeye doğru, dağı kemirmeye başlamışlar. O güzelim sahilleri ve yeşil orman alanlarını; BETONLA KALAYLAMIŞLAR. Ancak bu kıyım şark toplumlarında ve kültürlerinde olur. Seyit Ali Reis: ‘’Türk kazandığını, ya binaya ya da zinaya verir.’’ demişti. Böyle giderse: Kaz Dağlarının ormanlık ömrü, elli yıl kadar sonra, dazlak kaz dağları olarak, beton ve çakıllarla kalaylanmış, yeşil yerine beton parıltılarıyla göz kamaştıracaktır.

Kaz Dağları; astım hastaları için de tedavi merkezi olarak tanınır. Kaz Dağlarında sadece iyot değil, iyotla birleşen bir oksijen akımı dünyaca da bilinir. Dağ taş, çam ve zeytin ağaçları. Tanrının en büyük ödülü bu ülke için! Dünyanın en kaliteli zeytinyağını Toskana ve bir de Edremit üretir. Bu da Kaz Dağının memelerinden akan ‘’hayat iksiri’’dir. Kadrini kıymetini bilene…

3500 yıl önce, Truva Savaşında; Zeus’u, Hera’yı, Afrodit’i, Apollon’u, 1934 yılında Atatürk’ü ve İran Şahı Rıza Pehlevi’yi, ağırlayan, güzel bir ev sahipliği yapan Kaz Dağları; 18 Ağustos 2019 yılında da dünyasının en ünlü piyanisti Fazıl Say’ı ve dünyaca ünlü ressam Bedri Baykam’ı ağırladı.

Türkiye’de, belki de dünyada da ilk ‘’ORMAN KONSERİ’’ tarihin sembolü olan Kaz Dağlarında gerçekleşti. Bu konserde Fazıl Say’ın Mozart, Beethoven, Chopin, Eric Satie ve de Nazım Hikmette konukları oldu piyanosunda. Bu şölen, Gezi parkında kesilen ağaçların ve ölen gençlerimizi de gönüllerimizde yad eden anmaydı sanki. Bedri Baykam ise; çerçevesi Kaz Dağları olan devasa tuvalinde; Türkiye’de özgürlüğü, barış, kardeşliği, doğayı, kurtları, kuşları, böcekleri ile Kaz Dağlarını betimleyen, Türkiye’nin hayalini betimledi.

Kaz Dağları konseri Pir Sultanları, Köroğlu ve Dadaloğlunun ‘’Ferman padişahınsa, dağlar bizimdir’’i yaşattı, hatırlattı o gün.

‘Su ve Vicdan’’ konserini büyük usta: Ulusallığın parolası olan İzmir Marşı ile bitirirken: Tüm Kuvayi Milliyecilerin gönüllerinde yine taht kurmayı başarmıştır. Elli yıllardır; sömürülen, uyutulan Türk ulusu, ulusal değerlerine sahip çıkmaya başlarken, üzerindeki ‘’ölü toprağını’’ artık atmış, taşına toprağına, kurduna kuşuna sahip çıkma cesaret ve azmini kazanmıştır…’

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here