365 günün her günü neredeyse özel bir gün. Mart ayında epey fazla bu günler:

1,7 Mart         Yeşilay Haftası

6 Mart            Hukuk Devleti Günü

8 Mart            Dünya Kadınlar Günü

12 Mart          İstiklal Marşı Kabulü

14 Mart          Tıp Bayramı

15 Mart          Dünya Tüketici Hakları Günü

18 Mart          Çanakkale Zaferi Anma Günü

18,24 Mart     Dünya Yaşlılar Günü ve Haftası

19 Mart          Türk Dünyası Filmleri Günü

19 Mart          Üç Ayların Başlangıcı

21 Mart          Nevruz

21 Mart          Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü

21 Mart          Dünya Ormancılık Günü ve Haftası

22 Mart          Regaip Kandili

22 Mart          Dünya Su Günü

23 Mart          Dünya Meteoroloji Günü

25,31 Mart     Kalp Haftası

27 Mart          Dünya Tiyatro Günü

Martın sonlarında Vergi Haftası ile Kütüphanecilik Haftası

Ara günlerde de önemsediğim birkaç doğum günü ve evlilik yıl dönümü…

Her bir günü ayrı ayrı değerli buluyor ve kutluyorum şimdiden. Yazımda üzerinde duracağım iki gün ise Kadın ve Tiyatro günleri… Ülkemizde sanatın zedelendiği, kadının ezilmesinin bitmediği, hatalı kutlamaya kurban giden dünya günleri…

8 Mart Dünya Kadınlar günü eğlencelik bir gün müdür?

Elbette sevinç duymamız gereken bir gündür. Kutlamalarda ağlayacak halimiz de yoktur. Lakin “Haydi kollar havaya, 60, 70, 80. 90, 100 ( Yüüüz), olmadı baştan! Sağdan, soldan…” demeden önce günün anlam ve önemini bilmek, bu ehemmiyette günün bilinçle kutlanmasını sağlamak gerekir.

Ben aynı zamanda Türk Kadınlar Birliği Beykoz Şubesi Yönetim Kurulu Başkanıyım. Bunu belirtmemdeki sebep yakın bir zaman önce şube merkezimizde masamda oturmuş çalışırken, camın önünden geçen iki kadının konuşmasına şahit oluşum. Olay şu şekilde cereyan etmiştir:

Cam hafif aralık, ben harıl, harıl bir proje üzerinde çalışıyorum. İnsanlar gelip geçiyor. Kimi karşıya, kimi yere bakarak transit geçiyor kapımızın önünden. Kimileri durup derneğe ait logo, telefon, tarihteki iz bırakan kadınlar, kurucumuzun fotoğrafı ve hemen altında yer alan  “Kadınsız inkılap mümkün değildir.” yazılı cam kaplamalarımıza bakıyor, başını hafifçe kaldırıp tabelayı okuyor, geçip gidiyor. Kapıyı çalıp bilgi alıp öyle giden sayısı az ama var mı? Var.

Yine bir iki kişi transit geçti kapının önünden. Akabinde şu sözleri duydum:

A! Gel, Gel. Ne yazıyor şurada? Diyordu biri… Birkaç adım geri geldiklerinde tiplerini görüyordum iki kadının. Diğeri;

Türk Kadınlar Birliği… Dedi.

Ne? Kadınlar Birliği mi? Kadından birlik mi olurmuş! Tövbe, tövbe… Yürü, yürü… Diyerek uzaklaştılar kaçar adımla…

Ben olduğum yerde kalakaldım. Gerçekten bir 20 dakika kadar boş boş bakakaldım. Beynimde yankılanan o sözlerle:

Kadından birlik mi olurmuş? Tövbe, tövbe!

Bunu söyleyen de bir kadın, ben de bir kadınım. O kendi gerçekliğinin bilinciyle yetiştirilmiş biri değil. Yetiştirilmesi ya da yetiştirilmemesi de önemli değil. İçinde konuşan bir sesi de yok bu kadının. Hiç mi olmamış peki? Olmuş ta susturmuşlar, unutmuş mu yoksa? Bir insan sadece cinsiyeti nedeniyle kendini nasıl başka bir cinsiyetin altında görebilir. Hiçbir şeye hakkı olmadığına nasıl bu kadar derinden inanabilir ve kendi hemcinslerinin bu hakka sahip olma inancını günah ya da utanç kaynağı olarak görüp kınayabilir? Bu onda korku yaratabilir?  Şaştım kaldım. Dünya Kadınlar Gününü goy goyla kutlamak bile bundan daha iyi benim için. En azından kadın bir şeylerden haberdar derim.

Peki, neden dışarı çıkmadım? O iki kadını içeri buyur edip ağırlamadım. Neden onlara anlatmak için çaba harcamadım.

Yaşları epey geçkindi. Hayat boyu edindikleri bilgiyi iki dakikada değiştirebilme şansım olamazdı. Kaç çocuğunuz var? Kaç torununuz var? Kaçı kız? Kaçı erkek? Onlar da sizin gibi mi düşünüyor? Kızlarınız ya da kız torunlarınız okula gitti mi? Kadın hakları yasası diye bir şey duydunuz mu? Bu yasanın hangi tarihten beri, ne amaçla yürürlükte olduğunu biliyor musunuz? Size anlatmak istiyorum. Dinler misiniz? Birlik sözünden ne anlıyorsunuz peki? Bu sizin için neden kötü ve ürkütücü hiç düşündünüz mü? Kurtuluş Savaşı kahraman kadınlarımız sizin gibi düşünseydi, birlik olmaktan korksaydı Nene Hatun’umuz, Kara Fatma’mız gibi onlarca kadın, o zaferler kazanılır mıydı? Dünya Kadınlar Günü eşit kazanç istemiyle fabrikada yanan kadınlar için bir anma günü biliyor musunuz? Siz Dünya Kadınlar Gününü de mi duymadınız? Anlatayım mı? Ne olur anlatayım size önce insan olduğunuzu…

Hiç Tiyatroya gittiniz mi? Sahneye çıkan ilk Türk kızı kim biliyor musunuz? Afife Jale ismini duydunuz mu? Cumhuriyet döneminde sahneye çıkan ilk Türk Kadını kim peki? Bedia Muvahhit! Halide Edip Adıvar’ı biliyorsunuzdur kesin? Onu da mı duymadınız? İlk savaş uçağı pilotumuz kim? Siz hiç uçağa bindiniz mi? Havaalanına gittiniz mi? Sabiha Gökçen adını hatırlayabildiniz mi? İlk öğretmen? İlk Hemşire? İlk Kadın kimyacı?

İç sesim:

Ne acı!

İmambayıldı tarifiyle devam edelim mi? Önce ben anlatayım nasıl yaptığımı… Bakın, ben onu da biliyorum.

Irk ayrımcılığıyla cinsiyet ayrımcılığı baskını ve şiddetini aynı görüyorum. İkisinde de ikinci sınıf insan yerine konuyor kişi. Bireylerin kendi kendilerini bu kefeye koyması, dünyaya at gözlüğü ile bakması ise beni derinden sarsıyor. Aklımın sınırlarını zorluyor. Kadın ya da erkek, ülkemizde bireyin kişisel gelişimini sağlama ihtiyacı hat safhada… Sanat bunun için en iyi yollardan biri… Özellikle tiyatro; Çünkü bütün sanat dallarını içinde barındırır. Çağlar boyu tiyatro bu yüzden ayakta kaldı.

1948 yılında kurulan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün 1961 yılındaki kararıyla 27 Mart, Dünya Tiyatro Günü olarak kutlanmaktadır. Her ülkenin tiyatro adamları bir bildiri hazırlar ve o gün sahnelerde oyun öncesi aynı bildiri okunur.

Tiyatro er meydanıdır. Kişinin kendini, çevresini keşfetmede, ufkunu, vizyonunu geliştirmede önemli çalışmalar içerir. Genel kültür, psikoloji, sosyoloji, ekonomi, tarih, beden dili, iyi konuşma (diksiyon) gibi pek çok konuda donanımlı olmayı gerektirir. Seyirci açısından ise seyir adabını bilme, algısını açık tutma, seyrettiği oyunu layığıyla yorumlayabilme becerisi geliştirebilme, merak edip araştırma, kendini ve hayatı sorgulama gibi özellikler edinmeyi sağlar. Kısaca tiyatro iyidir. Tiyatro iyileştirir, geliştirir ve güzelleştirir.

Kadın olarak, bir oyuncu olarak özgürce tiyatro yapabildiğim için mutluyum. Aynı mutluluğu hisseden herkesin gününü kutlarken diyorum ki:

Yaşasın Kadın ve Tiyatro

Olmasın bize lolo…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here