Bir yazımda Türkiye’de eğitim sisteminin sınavlara dayalı olduğunu belirtmiştim. 2017-2018 Eğitim ve Öğretim yılı başlarken liselere geçişte uygulanan sınav TEOG (Temel Öğretimden Orta Öğretime Geçiş Sınavı), üniversiteye girişte ise YGS ve LYS (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı ve Lisans Yerleştirme Sınavı) vardı. Ülkemizde bulunan okullar ve kurslar tüm programlarını bu var olan sisteme göre yapmış; öğretmen kadrolarını bu sisteme göre oluşturmuş, kullanacakları yardımcı ders kitabı ve yayınlarını da buna göre belirlemişti. Hatta Milli Eğitim Bakanlığı, okulların eğitim ve öğretime başlamasından kısa bir süre sonra yaptığı bir açıklamada, ilk defa bu yıl TEOG sınavında açık uçlu sorular sorulacağını; ilk TEOG sınavının Kasım ayında, ikincisinin ise Nisan ayında yapılacağını duyurmuştu. YGS Mart ayında, LYS ise Haziran ayında yapılacaktı.

Tabi biz o gece bu programa göre yatıp uyuyacaktık ki Sayın Cumhurbaşkanımız ABD yolculuğu öncesi havaalanında yaptığı bir açıklama ile ‘’TEOG sınavı kaldırılacaktır’’ dedi. Hal böyle olunca uyku yine haram oldu bize. Hemen ertesi gün Milli Eğitim Bakanlığından bir açıklama geldi: “ Yeni sınav sistemi ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor’’. Sonra Başbakan konu ile ilgili bir açıklama yaptı: “Bir ay içerisinde çalışmalarımızı tamamlayıp Bakanlar Kurulu’na getireceğiz.’’ dedi.

Çok kısa biz süre önce ‘’eğitimde devrim’’ diye başlık atan gazeteciler(!) bu kez, ‘’TEOG garabeti bitiyor’’ diye başlık attı. Yani yine her şey plansız ve programsız olarak değiştirildi.

Üzerinde uzun süre çalışılmış bir sınav sistemi gündeme getirilse ve bu sınav sistemi ülkemizin gereksinimine yanıt verse bir de bu, eğitim öğretim yılı başlamadan çok önce açıklansa daha doğru olurdu. Olmadı.

Sınav taraftarı bir olduğumu düşünmenizi istemem. Madem sınav zorunlu ve bu zorunluluğu herkes biliyor o zaman yapılması gereken şey; MEB’in ve ÖSYM’nin yeni bir sınav sistemini açıklamadan önce bu alanda görev yapan tüm paydaşlarla konuyu uzun uzun tartışıp, en doğru biçimi verdikten sonra açıklamasıydı.

TEOG sınavının yerine getirilecek olan sınav ile ilgili olarak ben bu yazıyı hazırlarken henüz MEB tarafından açıklama yapılmamış olduğu için bu değişikliğe dair bilgileri yeni sınav biçimi açıklandıktan sonraya bırakıyorum.

TEOG’un değişeceğini duyan ÖSYM, hemen bir açıklama yaparak üniversite girişte uygulanacak olan sınav sistemini de –daha doğrusu sınav şeklini- değiştirdiğini duyurdu.

Yeni Üniversite Giriş Sınavı’nın nelerinin yeni olduğuna bir bakalım:

Her yıl Mart ayında uygulanan YGS tamamen kaldırıldı.

Bu sınavın yerine Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS) getirildi.

YGS’de, sınav içeriğinde sorulan 160 sorunun testlere göre dağılımı; Matematik(40 soru), Türkçe (40 soru), Fen Bilimleri (40 soru) ve Sosyal Bilimler (40 soru) şeklindeydi. Bu sınav, aynı zamanda bir baraj sınavıydı ve belli bir puanın altında alan öğrenci LYS’ye giremiyordu. Öğrenciler, bu sınavda aldıkları puanla, üniversitelerin 2 yıllık ön lisans programlarına ve bazı 4 yıllık lisans programlarına yerleşebiliyordu.

YGS yerine, üç oturumdan oluşan YKS’nin birinci oturumu getirildi. Birinci Oturum olarak adlandırılan bölümde Türkçe (40 soru) ve Matematik becerileri (40 soru) olacak şekilde iki testin uygulanacağı, bu oturumun cumartesi sabah yapılacağı, bu sınav sonucunda aday 150 puanın altında bir puan alırsa ikinci oturuma giremeyeceği, buna da sınavdan çıkınca öğrencinin kendi hissiyatı ile karar vereceği açıklandı. Burası gerçekten çok ciddi, şaka yapmıyorum. ÖSYM başkanı, basın mensuplarının sorularını yanıtlarken kendisi böyle söyledi.

Birinci oturum bitince öğrencilere bir süre dinlenme zamanı(!) verilerek aynı gün öğleden sonra bu sınavın ikinci oturumunda Alan Sınavının yapılacağı, Alan Sınavının da daha önce LYS olarak uygulanan sınavın yerine olacağı açıklandı.

Her soru artık daha değerli!

Alan Sınavında öğrencilere tek kitapçık verilecek; bu kitapçıkta Matematik (40 soru), Fen Bilimleri (40 soru), Edebiyat ve Coğrafya-1 (40 soru) (Tarih sorularının olmaması nedeni ile kamuoyunda oluşan olumsuz tepkilerden sonra ÖSYM, ikinci bir açıklama ile bu bölümde Tarih ve Coğrafya derslerinden sorular sorulacağını açıkladı) ve Sosyal Bilimler (40 soru) olmak üzere dört farklı alandan testler bulunacak. Herhangi bir lisans programına yerleşmek isteyen bir öğrenci, bir puan türünden en az iki alandan soru çözmek zorunda. Ancak öğrenci isterse başka bir alandan da soru çözebilecek. Yani, sayısal puanı ile lisans programına yerleşmek isteyen bir öğrenci, Matematik ve Fen Bilimleri testini çözmek zorunda. Sayısal öğrencisi Eşit Ağırlık alanında da tercih yapmak isterse Edebiyat ve Coğrafya-1 testini de çözecek. Aynı şekilde Eşit Ağırlık alanından tercih yapmak isteyen bir öğrenci, Edebiyat ve Coğrafya-1 testi ile Matematik testini çözecek. Bu öğrenciler eğer Sosyal Bilimler alanından da tercih yapmak isterse Sosyal Bilimler testini de çözebilecek.

Buraya kadar her şey yolunda(!) gibi görünüyor ve soru sayılarının azaltılması dışında bir değişiklik yok gibi duruyor.

Şimdi aklıma takılan sorular ve bana göre şimdiden görünen eksiklikler şöyle:

  1. Sınav sırasında, sınav salonuna telefon, su şişesi, cüzdan, kalem, silgi dahi sokmayan ÖSYM; ilk oturumdan sonra ikinci oturuma kadar olan ve öğrencilerin dinlenmeleri için verilen sürede bu öğrencilere, dinlenme alanı ve yemek hizmeti verecek mi? Her öğrenci yanına bir yakınını alıp sınava gitmek zorunda mı kalacak? Bir yakınını yanına alamayan öğrenci ne yapacak?
  2. İkinci Oturumda, tek kitapçık verileceği için sınav süresi 4 testi de çözmek isteyen öğrenciye göre ayarlanmış, tüm testleri çözecek öğrenciye verilen süre ile sadece iki bölümden test çözecek öğrenciye verilen süre aynı olacak açıklaması yapılmış. Bu durumda birden fazla alanda tercih yapmak isteyen yani ikiden fazla test çözecek olan öğrenciler için zaman sınırlaması bakımından bir haksızlık doğmaktadır. Diğer bir bakışla, öğrenci sadece iki test çözerek zamanı kendi lehine kullanabilirken başka bir alandan da tercih yapmak istiyorsa bu isteğinden belki de vazgeçecektir. Bu da okuma hakkını bir bakıma kısıtlamaktır.
  3. Bu sistemin en büyük mağduru, Meslek Lisesi öğrencileri olacaktır. Yıllardır Meslek Lisesi öğrencilerine matematik sorularını yaptıramadık. Bu öğrenciler, YGS’de Türkçe ve Sosyal Bilimler testi çözerek bir Ön Lisans programına yerleşebiliyorlardı, şimdi bu öğrenciler sadece Türkçe testini çözerek iki yıllık Meslek Yüksekokullarına yerleşmeye çalışacaklar. Bu ise, Anadolu Liselerinden gelen öğrencilerin hem matematik hem de Türkçe testlerini çözebilmeleri nedeni ile meslek liselerinden gelen öğrencilerin bir yükseköğrenim programına yerleşme şansını tamamen ortadan kaldıracaktır. Sistem böyle devam ederse, önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde Meslek Liselerine öğrenci bulmak bir hayli zorlaşacaktır. Yıllardır okulları İmam Hatip Lisesi ve İmam Hatip Ortaokulu sayısını çoğaltmaya çalışan iktidar, bu sebepten ötürü bir darbeyi de bu okullarda okuyan öğrencilere vurmuş olacaktır.
  4. Sınav sonrasında muhtemel en büyük sorun, yerleştirme sırasında çıkacaktır. Az sayıda soru ile yapılan sıralama sınavlarında her yüzdelik dilime düşen öğrenci sayısı artar, dolayısı ile tercih sırasında kılavuz kitapçıklarda verilen dilimler ile yeni oluşan dilimler bir birini tutmayacaktır.

Umarım sınava kadar ÖSYM bu konulardaki boşlukları doldurmak üzere çalışmalar yapar ve hiçbir öğrenci mağduriyet yaşamaz.

Daha büyük sorunların sınavın uygulanacağı Haziran 2018 de ortaya çıkacağını öngörmek ne yazık ki hiç zor değil. Umarım bu sebeple yapılacak değişiklikler de sınava 1 ay kala açıklanmaz.

Yeterince problemi olan eğitim sisteminde çalakalem hazırlanan yeni sınav sistemleri en yakın zamanda değişmeye (düzeltilmeye) mecburdur.

NOT: Ben bu yazıyı yazıp gazeteye göndermiştim ki, sistem yine değişti. Bu yazıda belirttiğim eksiklikler ve sakıncalar azalmış olsa da devam etmektedir.

Son söz olarak diyebilirim ki; Ankara’da masa başında oturan ve sınav sistemini düzenleyen kişilerin, kafalarının ne kadar karışık ve problem çözmekten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.

Saygılarımla…

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here