İki yıl önce Haziran’da Dernek Şubemizin açılış töreninde kaleme alıp dile getirdiğim yazımı bugün sizlerle paylaşmayı istedim.

Çünkü;

Her gün hızla bir yenisi eklenen ülkemiz ve bölge gündeminde aslında eklentilerin yine hep bu orijin etrafında sürdürülmeye çalışıldığını, kurgulandığını görüyoruz. Peki kimler ne yapıyor, nasıl konuşuyor, nasıl mücadele ediyor?

Önemli, daha doğrusu yaşamsal kararların verileceği bir yolda yürürken nerede duruyoruz, nereye kimlerle yürüyoruz?

“Mücadele ediyoruz” derken bir yandan da Türk milletinin gençlerini, evlatlarını yani

‘Türkiye Cumhuriyetini’

kurşunlayanlarla ‘strateji ve ötesi’ uğrunda dirsek temasını helal görenlerin Şehitliklerimize gidip bir saatlerini ayırmalarını tavsiye ederim. Hapishaneleri ziyaret edeceğinize Şehitliklere gidiniz.

Mezar taşları çok şeyler anlatır. Oraya dikildikten sonra sadece bir taş değildir artık.

Bir tokattır.

Bin strateji uzmanı laf ebesini ezer geçer o kımıltısız sessiz soğuk taşlar. Gövdesi kesilmiş bir ağaç köküdür aslında. Ormanda kaybolmuşlara yönünü gösteren bir pusuladır aslında. Yosununu görebilir misin? Bakarken düşünürsen eğer, neden ne oluyor ne olacak diye,

Yüz yılı okursun

1919’u okursun

Bir ağır roman okursun…

         Haziran 2016

“​Osmanlı’nın son döneminde, eşsiz biricik bir başlangıç da tarihin orta yerine mıhlanmıştır. Mustafa Kemal ve O’na inançla güvençle katılan bir ulus tarafından…
Hele kadınlar! Başlangıcın mihenk taşı oldular. Yüzyıllardır ezilmişliklerini ezercesine o taşla!
Bugün ise buradayız. Medeniyet denen tek dişi canavar, ölüm olmuş kol geziyor o güzel ülkelerde. Bu mudur getirilmek istenen uygarlık? Irak’lı kadının bedeni üzerine tecavüzleriyle bıraktıkları pislikleri midir Batı’nın muhteşem uygarlığı? Yoksa karaya vurmuş mülteci bebeğin cansız bedeni üzerine örtülmüş gazetede görülen çok ileri Batı temsilcisinin çok ileri açıklamaları mıdır medeniyet?

Yerin bilmem kaç kat altında sonsuz uykuya dalan madencinin içine hapsedilen nefesi, yeryüzündeki üfürükçünün nefesinden daha kıymetsiz değil midir? Bilimi öteleyen, yadsıyan ‘bu devir’, kömür karasından temiz midir? ‘Ak’ mıdır tünelin ucu?
Askerimizin cisminde ülkemin başına geçirdikleri çuvalla, kadınımızın başına geçirdikleri çuval, Atatürk Türkiye’sine meydan okuma, köleleştirme değilse nedir? “Yarın artık bugündür” derken, ‘bugün artık dün’ oldurulmuştur. “Bu, sizler için yeni bir yaşamdır, haritadır” demektedir medeniyet…

Bugün Cumhuriyet’in canevinde, bozkırın ortasında kafa, kol, ayak kopartan, can kopartan bombalar hangi kardeşliğin hangi barışın, hangi özgürlük savaşının gereği olabilir? Olsa olsa gericiliğin, ayrıştırıp küçültmenin, köleliğin, taşeronluğun besmelesidir. Cumhuriyet’in tüm kazanımlarının yerle bir edilmeye çalışıldığı sürecin adımlarıdır.
Bugün istesek de istemesek de, modernize edilip maskelenmiş yüzüyle yeniden Anadolu Halkı’na, Ortadoğu Halkı’na açtıkları bir savaşın içindeyizdir artık.
Mustafa Kemal’i anlamanın, Mustafa Kemal gibi düşünmenin, mücadele etmenin, emperyalizme karşı Doğu’suyla Batı’sıyla aynı cephede birlik olmanın, din simsarlarını, kadın düşmanlarını boğmanın günüdür bugün. “Kaç kurtul” diye öğütleyenleri susturma utandırma günüdür bugün!

Atatürk’ü anlamak; dirilmek demektir. Diriliş, yeniden başlamak demektir. zümrüd-ü anka
kuşu gibi…
Bir ölüp bin dirilmektir bu topraklarda Atatürk!
Aşık Veysel’in dizelerindeki gibi; uzun ince bir yoldayız, gücümüz yettiğince, uzun soluklu bir yolculuğa çıktık. En çok da, gözümüzün önünde, yozlaşmış bir dönemin tornasında biçimlendirilen, Cumhuriyet değerlerinden uzaklaştırılan ve her geçen gün artarak, insanlık dışı davranışlara maruz kalan çocuklarımızın, bir neslin verdiği vicdan yükünün ağırlığı ile, isyan duygusu ile bu yola çıktık.

​Yolun başında yalnızca kendimizdik ve kendimizi kah Silivri mahkemelerinin tarlalarında, kah Anıtkabir’e zorla girmek isterken, kah Ali İsmail Korkmaz için Eskişehir caddelerinde otururken bulduk. Çocuklarımızla 19 Mayıslara, 29 Ekimlere koştuk. Yetmediğini gördük. Biz olmalıydık. Anladık ki birlikten güç doğar, bu ışığın aydınlattığı yolda bu kez kendimizi bu büyük ve onurlu ailenin içerisinde bulduk: ‘Cumhuriyet Kadınları Derneği’
​Bizler her ne kadar sivil toplum kuruluşu olarak adlandırılsak da, Emperyalist uzantısı vakıfların, bölücü, gerici güçlerin ülkemizde etki alanı oluşturmak, yaymak adına kurdukları ya da destekledikleri sivil toplum kuruluşlarının verdiği rahatsızlık nedeni ile, kendimizi Vatan saflarında, Milli Toplum Birliği olarak addediyoruz. Amacımız, şiarımız: Türk ulusunun aydınlanması, ve refahının yükselmesi için çalışmak, Cumhuriyet devrimlerini, ivme kazandırarak ileriye taşımak olacaktır. Bu amaçla, tarihimizdeki kahramanlarımızdan, düşün insanlarından feyz alıp, günümüzde kurgulanmış akil adamlarla değil, Milli iradenin idrakindeki tarihçilerimiz, ilim, bilim insanlarımız, gazeteci, siyasetçi ve sanatçılarımızdan el alıp fikir üreteceğiz. Salonlardan çok, halkımızın,milletimizin içinde yer alacağız.

​Kuşkusuz, memleketimizin bugün içinde bulunduğu vehameti idrak edemeyen kimilerine, terör ile savaşı ayırt edemeyenlere, halklar sözcüğünü, diline pelesenk edenlere, Atamızın suretini bile milletin meclisindeki duvarında gereksiz görenlere, kadınlarla,laiklikle uğraşanlara ve “doksan yıllık reklam arası verdik” diyebilen yoldan çıkmışlara doğru yolu göstermek, Vatanımıza kazandırmak da çabamız olmalıdır ve olacaktır.

​Bugün, yeniden doksanyedi yıl önceki Bandırma vapurunun içinde  mücadele saflarına doğru ilerliyoruz. Dalgaları yara yara yolumuza devam edeceğiz. Bunun için güç birliği yapmak, Vatan, Millet mevzisinde durmak, kaçınılmaz olmuştur. Tek Vatan, tek Millet, tek Bayrak altında. Yolumuz, ülkümüz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ülküsüdür.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene, Ne Mutlu Türk Kadınıyım Diyene!​”

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here