Yükseköğretim Kurulu ve Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi

Bu iki kurum çocuklarımızın, gençlerimizin iş ve meslek seçimi sırasında kaderini belirleyen sınavların hazırlık merkezidir. Sınav sorularının hazırlanması, sınav güvenliği, sınavın değerlendirilmesi, sonuçların açıklanması, yerleştirme işlemlerinin tamamlanmasından sorumlu iki kurum.

Bu iki kurumun, toplum vicdanında olumlu bir yer tutması bakımından önemli görevleri ve sorumlulukları vardır.

Öncelikle güvenilir olmak zorundadırlar.

Akılcı ve bilimsel olmaları gerekir.

Çağdaş ve öngörülü olmaları, dünya ile rekabet edebilir olmaları gerekir.

Ülkemizdeki her kademenin eğitim yapısını ve koşullarını bilerek buna uygun çalışmalar ve sınavlar yapmaları gerekir.

Planlarını günlük değil uzun vadeli ve gelişime açık bir şekilde yapmaları gerekir.

Siyasetten uzak, özerk olmaları gerekir.

Çünkü her kademe öğretimde, bu kurumların hazırladığı sınavlar bilimsel öğretimin yönünü belirler.

Bu kurumlar üzerinde; şüphe, güvensizlik, taraflı davranma algısı asla olmamalıdır. Mersin’de yaşayan Ahmet Amca’nın kızı devlet memuru olmak için KPSS’ye girecekse veya Kars’ta yaşayan Hatice Nine’nin torunu üniversite sınavına girecekse, bu kurumlar ile ilgili akıllarında en küçük bir kaygı bulunmamalıdır.

Aslında bu durum yaklaşık on yıl öncesine kadar da böyleydi. Son yıllarda yapılan sınavlarda yaşanan bazı öğrencilere ‘’kopya’’ verilmesi, ‘’aşırma makalelerle’’ profesör unvanı almış kişilerin kurumların yönetimine getirilmesi bu kurumlara olan güveni zedeledi. Göreve yeni gelen yöneticiler de bu güveni korumak adına olumlu bir çalışma yapmadılar. Siyasi iktidarın ve belli cemaatlerin ‘’piyonu’’ olma yolunu seçtiler. Bu durumu kabullenmeyen kurul üyeleri ya emekli oldu ya da istifa etti. Yöneticilerine baktığımızda, hepsi yıllarını eğitime adamış, profesör unvanlı kişiler. Beklentimiz yüksek. Bu beklentimiz karşılanıyor mu? Hayır.

Bu ‘’Hayır’’ı açıklamak için çok fazla şey yazmaya gerek yok. Üniversiteye girişte uygulanan sınav sistemi değişikliğine bakınca bunu görmek mümkün.

Kısacası, kafaları çok karışık.

Kendimle övünmeyi sevmiyorum ancak, ÖSYM başkanı üniversiteye yerleştirme ‘’yeni’’ sınav sistemini açıklandığında, açıklamaya bakar bakmaz, bu sistemin de hemen değişmesi ya da düzeltilmesi gerekliliğini vurgulamıştım. ÖSYM, ‘’yeni’’ sınav sistemini açıkladıktan 20 gün sonra sınav içeriği ile ilgili ek düzeltmeleri de açıkladı. Yine de eksik birçok noktanın kaldığını sadece ben değil, bu konu ile ilgisi olan herkes söylüyor.  İşin daha da komik yanı ise ÖSYM yetkililerinin, bu sistemi hazırlamak için çok önceden beri çalışma yaptıklarını açıklamalarıydı. Koskoca Profesör ünvanlı kişilerden oluşan, birçok danışmanı olan ve özel yetkilere sahip bir kurul; oturup aylaca çalışma yapıyor ve ortaya “mükemmel’’ diye açıkladıkları bir sınav sistemi sunuyor ve ben sıradan bir eğitimci olarak daha ilk bakışta birçok eksik ve düzeltilmesi gereken nokta tespit edebiliyorsam, vay halimize!

Atalarımız ne güzel söylemiş ‘’Balık baştan kokar’’ diye.

Şimdi diyebilirsiniz ki, ‘’Tek suçlu bu kurullar mı?’’ Elbette değil. Biliyorsunuz İlköğretimden Orta Öğretime geçişte, TEOG sınavı vardı ve Cumhurbaşkanımızın isteği doğrultusunda bu sınav kaldırıldı. Önce sınav olmayacağı açıklaması yapıldı, baktılar ki böyle olmayacak hemen bir sınav kondu. Sınav değişmedi. Sadece soru sayıları azaltıldı. Tek oturuma indi. Ben yakın zamanda bu sınavın soru sayılarının artırılacağını düşünürken, Milli Eğitim Bakanımız tekrar televizyona çıkıp, yeni getirilen sınavın sorularının artırıldığını açıkladı. Gerekçe olarak da üniversiteye girişte uygulanan sınavın sorularının artırılmasını gösterdi. Yeni açıklanan LKS (Liselere Kayıt Sınavı) 90 sorudan oluşacak ve 135 dakika sürecek. İlk açıklamada Sayın Bakan, LKS’de öğrencilere 60 soru sorulacağını ifade etmiş, sınav süresi konusunda bir şey söylememişti.  Ergenlik döneminde 20 dakika aynı yerde oturmaya zorlanan bu yaş grubu öğrencileri 135 dakika aynı yerde oturtarak sınav uygulamak oldukça zor görünüyor.

Sayın Bakan, bu sınavla ilgili açıklamaları yaparken bilinen bir gerçeği de çok net bir şekilde vurguladı: “Nitelikli Okul” kavramı. Yani sınavla öğrenci alacak okullar nitelikli, diğerleri niteliksiz sayıldı. Şimdi siz çocuğunuzun hangi tür bir okulda öğrenim görmesini istersiniz? Elbette nitelikli olarak tanımlanan okulda okumasını istersiniz. Çocuğunuz böyle bir okulu kazanacak yeterli puanı alamıyorsa önünüzde iki seçenek var: Sayın Bakan’ın açıkladığı gibi evinizin yakınındaki bir okula zorunlu kayıt yaptırmak veya özel bir okula çocuğunuzu göndermek zorundasınız. Çocuğunuzu özel bir okula gönderebilmek için de aile bütçenizin bunu karşılayacak güçte olması gerek. Ülkemizde bu durumda olan kaç aile var?

Sağlıkta devrim yaptığını sürekli ifade eden AKP iktidarı, nasıl ki vatandaşlarını özel hastanelere mahkum etmişse, eğitimde de özel okullara mahkum etmiştir.

Yani ‘’Balık baştan kokar’’ derken atalarımız doğru söylemiş. Böyle bir Milli Eğitim Bakanı’na böyle bir YÖK ve ÖSYM yakışır.

Yetkililer, toparlayın kendinizi, bu ülkede işini çok iyi yapacak değerli bilim insanları, eğitimciler var. Siz devlet ihalelerini yapın, bırakın halka dokunacak güzel şeyleri bu insanlar yapsın. Siz de bunu sahiplenin, inanın daha karlı çıkacaksınız.

Saygılarımla…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here